‘Farzet VAN’dasın’-‘N’-

                                           
     Saat akşam 5-6 suları.
     65 plakalı, gece dağıtımlarına çıktığımız Alman malı beyaz minibüs sarı farlarıyla aydınlatıyor altı yedi çadırlık küçük sokak arası park alanına kurulmuş çadır kentimizi. Daha öncesinden ufak tefek hazırlanılmış ve büyük ölçüde çadırdan eşyalar toplanılmış. Sarı farların ‘Hadi gençler gidiyoruz’ der gibi vurduğu çadırdan teker teker çıkıyoruz. Duygusal anların yaklaştığını söylüyor bana örümcek hislerim. Vedalaşmaların eli kulağında. Yandaki çadırlardan tanıdık yüzler birer birer gelmekte hoşçakalın demek için. Tanımadıklar da başlarıyla, başlarını oynatmaya tenezzül etmeyenler ve diğer tanımadıklarımız ise gözleriyle selamlıyorlar. Anlıyoruz, hissediyoruz. Tanıdık yüzlerden ise bir eksik var; Gece gündüz demeden tütün sarıp, kara tren bacası dudaklarından insanın gözüne gözüne, ciğerlerini turlamış ikinci el dumanı üfleyen Laz ağabey. Onu göremedik giderken. Buna hayli üzülmüştüm. Farklı düşüncelere ve hayallere sahip olsak da elbet bir gün bir yerlerde tekrar karşılaşırız. Farklı hayalleri kovalayanların aynı dünyada karşılaşmaları zor da olsa imkânsız değildir…
     Sahi hayalleri kovalamak demişken dünyanın ve doğanın Van’dan aldıklarından sonra Van, en son elinde kalanı da veriyor. İnsanlık dersi için bir kere daha zil çaldı o gün! Çünkü başka zamanlarda ve başka yerlerde birbirlerinden tamamen başkalaşmış insanları bir araya getirmek mümkün değildir. Bir araya getirmek değil yüz yüze, klavye başında, ekranlar da bile bu insanlar birbirlerine tahammül edemiyorlar. Başkalaşmış insanlar işte. Fakat bu başkalaşmış insanların, bu başkalaşmanın farkına varmaları nasıl olur sizce?
     Mesela Halit ile gece nöbetçisi ismini hatırlamadığım kadın… Birbirlerinden uzak memleketlerde Kırşehir’de ve İstanbul’da başkalaşmaya devam etmekteydiler. Halit’in düşünceleri ve ideolojisi gece nöbetçisi ismini hatırlamadığım kadının düşünceleriyle tamamen zıttı. Büyük Birlik Partili Halit ve Türkiye Komünist Partili gece nöbetçisi ismini hatırlamadığım kadın dönüş için bizi bekleyen minibüse binmeden önce sarıldılar birbirlerine. Gece nöbetçisi ismini hatırlamadığım kadın tek tek özenle vedalaştı bizlerle. Halit’i öptü. Sonra sırayla hepimizi öptü. Eklemeden de yapamadı. Gidince anlatın dedi; Komünist dedikleri öcü değilmiş diye. Büyük Birlik Partili Halit, Türkiye Komünist Partili gece nöbetçisi ismini hatırlamadığım kadın, diğer Kürtler, diğer Türkler, diğer Lazlar diğerleri ve diğerleri… Onlar en azından bu başkalaşmanın farkında ve buna dur demek istiyorlar.
-&-
     Sorunun insanlar da değil de yöneticiler de olduğu bir kez daha burada karşımıza çıkıyor. Van Belediye Başkanı ve Van Valisi… Şehrin en önemli iki yöneticisi… Onlar hangi siyasi görüşü benimsemiş olurlarsa olsunlar, birisi halkın seçtiği Belediye Başkanı, diğeri o halkın devletinin atadığı Vali. (Bana kalırsa ben ikisinin de meşruiyetini tartışırım, o ayrı.) Sorum şu ki; Depremden önce de durumun farklı olduğunu düşünmüyorum ama depremden sonra bu ikiliyi yan yana göreniniz var mı? Hiç halkın karşısına beraber çıktılar mı? Hiç beraber bir basın açıklaması yaptılar mı? Hayır… İl kimden sorulur? Valisinden sorulur. Belediye başkanından sorulur. Peki, onlar ne yaptılar? Uzaklaştılar. Başkalaştılar. Başkalaştırdılar. İnsanlar ne yaptı? Panik… Kaos… Ya sonra? Şehirden kaçış!
     Gözlemlerime dayanarak söyleyebilirim ki tüm yaşananların sorumluları bölgede ki bütün yöneticilerdir! Doğal afeti bu kadar başarısız yürütenlerindir bu suç! Elindeki stokları herhangi bir doğal afeti göz önünde bulundurmadan sırf göz boyamak için yurtdışına gönderenlerindir suç! Deprem ülkesinde ve 2011 yılında gerekli planlamayı yapamamaktır suç! O çadırlarda ölen insanların sorumluları bu yöneticilerdir! Önce ayaklarımın üzerinde durabiliyorum, dış yardıma ihtiyacım yok diyerek artistlik yapan sonra da tıpış tıpış yardımları kabul eden yöneticilerindir suç! Efendim şu kadar çadır gönderdik şu kadar battaniye şu kadar ısıtıcı. Efendi neredeydi o çadırlar, battaniyeler peki! Madem gönderildi de kimlere dağıtıldı! O ısıtıcılar olmadığı için soğuktan hastalanmadı mı o çocuklar? Zatürreden ölen çocuklar yapılması gerekenler tamamen olması gerektiği gibi yapıldığı için mi öldüler?
                              
     İnsanlar çadırlarda yanarak ölürken neredeydi bas bas bağırdığınız Mevlana evleriniz? Bu insanlar neden öldü? Yoksa ihmalkârlıklardan mı? Peki, yine bu yöneticiler kalkıp demediler mi sıvası dökülmüş evlere oturabilirsiniz diye? Peki, ne oldu? Oturulabilir raporu verilen otele ne oldu efendiler? Nerede bunların sorumluları? Kanaatim odur ki bu ülkede yöneticilerin yoksun oldukları bir şey var; İnsanlık onuru ve vicdan! Eğer ki bu yöneticiler insanlık onurundan bir şey anlasalardı zatürreden, çadır yangınından 2011 yılında hiçbir insan ölmezdi. Bunlar olduğunda da vicdan sahibi olsalardı o koltuklarda hâlen oturmazlardı…
-&-
     Türkiye Komünist Partili gece nöbetçisi ismini hatırlayamadığım kadınla vedalaştıktan sonra minibüse binmeye başladık. Binmeden kapıda durup son bir kez baktım çadıra. Düşünmeye başladım o an. Hayatım boyunca hiç yaşamadığım anılarım olmuştu Van’da. Tüm anılarımı biriktirip tekrar tekrar çadıra dönüyordum her gece. Çantama atıyordum onları uykudan önce. İnsanların çıkarsızca gece yarısı o soğukta ateşin başında sabırlı bekleyişlerini, yemekhanelerde aynı kazandan aynı yemekleri yediklerindeki sukûtu, Kesk çadırında bir hemşerim olduğunu öğrendiğimde gidip onunla tanıştığımda çadırda dağıtılan çayın tadını… Bu düşüncelerden sonra tam minibüse binmek üzereyken tanımadığımız birisi yaklaştı.(Bir türlü binemedik minibüse) Gideceğimizi, çadırı boşaltmamızdan anlamış olacak ki gidiyor musunuz diye sordu. Minibüsle otobüsümüze gideceğimizi söyledik. O an tüm bu vicdansız yöneticilere, vicdansızların ideolojilerine karşı insanlık onurunun hala yaşadığını ve ölmediğini tanımadığım bir insan kanıtladı bize ve sıraladı arka arkaya; ‘Arkadaşlar yola çıkıyorsunuz. Bir ihtiyacınız, eksiğiniz var mı?’, ‘ Karnınız aç mı? Yemek yediniz mi?’, ‘ Arkadaşlar doğru söyleyin paranız var mı?’. Hayırlardan sonra teşekkürlerle gitti yanımızdan. Nedense tanımadığım bu insan orada tanıdığım ama aslında tanımadığım diğer insanlar gibi bu başkalaşmaya bir dur demek istiyorlardı. Ah şu yöneticiler kendi politik çıkarları için hareket etmeseler de sadece insanların çıkarları düşünseler ne güzel olurdu değil mi? Halklar kendileri anlaştıkları takdir de bütün bu duvarların yıkılacağına ve kardeşliklerin daha da pekişeceğine olan inancımı kat kat arttıran birbirinden farklı ama başkalaşmaya dur diyen insanların yüreklerinden öpüyorum. Selam olsun!
-&-
      Van’da tüm yaşananlar için, her olaydan sonra yaptığımız toplumsal yanlışımız ‘Unutkanlık’tan bu seferlik dahi olsa kurtulalım. Van için bir şeyler yapmaya devam edelim. Gelin, Van’ı unutmayalım. Farz edelim ki VAN’dayız!
‘Farzet VAN’dasın’-‘N’- Devamı

Mynet'in blogcuları

Mynet son zamanlarda bilemiyorum belki çok uzun zamandır belki de kurulduğundan beri yapıyordur ama benim yeni yeni gözümü tırmalamaya başladı.

Olay şudur ki ulusal bazda popüler olan, google yok iken Türkiye de anasayfa olan ciddi haber portalı mynetin o eski halinden eser kalmadı...

Yenilenmek güzeldir, ama her yenilenmek istenen şey pornografi ile doldurulmak zorunda mı?

Düne kadar sansür bile yapmadan her türlü içeriği sayfalarına küçük boyutlarda koyuveriyorlardı. Angelina memesinden reyting yapmak, kadın pazarlamaktan çok farklı değil bence.

Bu yazıda seviyeyi biraz düşürücem, kusuruma bakmayın.

Wolkanca Mynet'te işe başlamış. Yanlış anlamasın, ilk duyduğumda tam adamını bulmuşlar, mynet ruhu, wolkanca ruhu çok farklı değil... Zaten blogların mynet'i diye kendisi yazıyordu. Orda seo'luk olayına ne yapıyor, kodlarla mı uğraşıyor sadece yoksa editörlerin başlıklarından seçilecek müstehcen resimlere kadar o ve onun pozisyonundaki arkadaşlar mı ilgiliniyor bilemiyorum. Mynet bu blogcuların performansından memnun kalmış olmalıki arama motoru optimizasyoncusu yani seo aramaya devam ediyormuş.

Volkan dizilerle ilgili yazılardan hit alıp şu kadar ziyaretçi yaptım diye övünen bloguculara laf atıp bu tarzda işlere blog denilmez diyeceğine, hit için karı kız resimleri koyan kendisine bir baksın.


Blogu bu tarzda işlerle dolu. Yesinler blogunu.


Bu da bugün girilen içeriklerden bir tanesi, aynen devam wolkanca.com



Haksızlık yapmamak lazım, bir Volkan mı bunu yapan... Dün yeni bir tanesine rastladım, askmen editörüymüş, Alp Türkalp miş. Yazım tarzından belliki blog menşeli biri. Google'a yazdığınızda Alp Türkalp bir blog çıkıyor, muhtemelen onundur, çünkü kendini belli ediyor.

İstanbul'da dindar olmak diye bir yazı yazmış. Yok otobüste ne tepki verdiler, türbanlı kız ne laf attı gibi başlıklarla da ilgi uyandırmaya çalışmış, bunu da mynet anasayfaya koydurmuş. Sanki İstanbul Pompei, herkes sokaklarda çıplak sevişiyor zannediyor heralde... "Aaaaa amca sen niye giyinik geziyorsun haydi gel katıl bize ama önce soyun" diyecek birilerini arıyor sanki yazı boyunca. Tabi bulamıyor, zorla kendine laf dedirtmek istiyor ki bir atraksiyon olsun yazacak. O da olmuyor...

Eğik eğik yürüdüğü resimlere de hacı deney ismini koymuş.




Bir uzun erkek pardüsüsü giymiş, kendisini buna cübbe diyor, başına da bir dantelli takke koymuş, kumaş pantolon ayağına klasik kundara giyince dindar olmuş...

Yazıya girişinden bu insanın amacını anlayabiliyorsunuz.

"Şimdi diyeceksiniz "Hoppala, AskMen 2012'de çok değişmiş". Hatta dediniz bile... Bir yere kaçmadan önce 2012 yılında AskMen'in yine sansürsüz ve münasebetsiz yayınına devam edeceğini size garanti edebilirim."
Mynet'teki yazısından...

Bu tür bir mentaliteye mynet ne zaman geçti bilemiyorum ama zaten seviyesi yerlerde sürünürken bir de bu tür yazarlar ve bu tür yazılarla iyice hit delisi, seviye yoksunu olmuş durumda.

Aşağıdan bir örnek, mynet anasayfasında geçenlerde sağ sidebarda yer almış bir ivallage konusuydu.




Baktığınızda anasayfada heralde büyük halinde göğüsü falan net gösteriyordur, ya da sansürlüdür, ya da ana sayfada sansürlü ama konu içinde sansürsüz devam edecek diye zıplmanız olası bir resim. Erkek beyni bu böyle çalışır. Hatta kadın beyni bile şu resimdeki kadını merakından tıklayabilir bu konuya. Hele konu başlığıda merak uyandırıcıysa tamam balığı tuttun..

Mynet bu tür manzaralarla dolup taşıyor son zamanlarda. Nereye baksan böyle... Sırf Mynet mi acaba? Gazeteler ve gazetelerin siteleri de böyle. Bana kimse "Halk istiyor kardeşim" demesin. Çıksa bir koca şehir biz bir zamanların Pompeisi gibi yaşamak istiyoruz, bize karışmayın sakın dese izin mi vermeliyiz?


Mynet'e göre belki de evet. Mynet'in bugün 12 Ocak 2012 footerı;



Mynet'in bugünkü side barı, her zamanki gibi;


Bir de böyle acayiplikleri de var mynetin. İşaretli konunun altındaki konu başlığına bakınız. Böyle namaza davet günah mıdır diye çocukların hediyeyle namaza teşvikinin günah olup olmadığını sormuş... Soran kim diye baktığınızda mynet üyelerinden birisi... Biri de Mynet'in bu yayınları yapması günah olup olmadığını sormuyor... Ben mi sorsam acaba :d Belki hit falan alır, tarafsızca yayınlarlar. Nerde...

Ayrıca habere girilen etiketler de ilginç;


Bir başka nokta haberin altına az önce bahsettiğim "Böyle namaza davet günahmıdır?" şeklindeki kullanıcı sorusunu gidip haberin altına link olarak koyarsan elbette o kullanıcının sorusuna diğerlerinden çok kişi tıklar ve bu garip soru "sizin seçtikleriniz" de yer alır...



Yaşasın mastürbasyon zihniyetinde daha ne kadar açılıp saçılacaksın mynet... Ne kadar daha milletin zihniyle ahlakıyla oynayacaksın... Para sen de ya bu kafadar blogcuları da zaten seve seve çalıştırırsın. Pek alışkın değilsin kullanıcılarından böyle sorular almaya ama ben sorayım peki "-Böyle yayıncılık günah mıdır Mynet?"

Mynet'in blogcuları Devamı

Bir şiir denemesi

                                                 
                                                 Paslanmış tenekeden kılıç olur mu?
                                                 Eğrilmiş şu nefsim kolay doğrulur mu?
                                                                                                               
                                                                                   A.Talha Kandemir
Bir şiir denemesi Devamı

Bence çok mantıklı: 'Masa Teorisi'


Masa teorimi anlamanız için, size kuantum denen müthiş şeyi kendi sistemimle anlatıcam şimdi. Korkucak bişey yok, başlıyorum.
Şimdi kuantum çok acayip bişey. Bunu bil bi kere. Öyle yer çekimi gibi, dünya yuvarlakmış gibi kabul etmesi kolay değil, insanın beyni dönüyo valla.
Bunlar sabahtan akşama kadar atomu inceliyolar tamam mı. Einstein  ‘4. boyut zamandır’ deyince atomun dibine kadar baktılar. Ama bi skim bulamadılar çünkü içi boş çıktı. Atomun % 99’u boş yani. O boşlukta bi enerji buldular ama nedir ne değildir ölçüp biçiyolar işte. Bi de deney yaptılar, çift yarık deneyi. Atomu yolluyolar bi yarıktan içeri ne şekil çizcek diye; biz bakınca başka şekil çiziyo, bakmayınca başka. Yani incelemeye kalktığında başka davranıyo atom, piç anlıyomudur nedir, bi garip. Ama ona bakışımızdan etkileniyo işte bi şekilde.  Hatta nası baktığımızdan bile.
Bak hatırlarsın, yılların deneyi vardır. Adam suya her gün ‘seni seviyorum’ demiş, su kristalleri güzelleşmiş. 'Allah belanı versin’ demiş, kristaller boka dönmüş, tipsizleşmiş. İşte o deneyi de bağrına bastı kuantum. ‘demek ki, su atomları da bu düşüncenin niyetinden etkilendi’ dedi. Her şey bilimde yerine oturmaya başladı.
Tibetli rahiplerin binlerce yıl önceki ‘önce istemek ve niyet gereklidir, düşünceyle her şey olur’ triplerine gülüp geçiyoduk.  Bi anda dünya bilimi ölçüp biçtikleri atomun davranışlarını anlamaya başladılar ve ‘hasktir adamlar bişeyleri (nasıl olduysa) daha adam gibi bilim bile yokken anlayıp bi fikirler üretmişler’ deyip, gözlerini doğuya çevirdiler.   
Atomun bu sayko davranışı başka mantıklarla falan test edilince, bi dünya şey sapır sapır kanıtlandı tabi. Başka paralel evrenlerin varlığı, zamanın tek boyutlu olmadığı, başka boyutlarda başka zamanlarda,  başka bizler olma ihtimali falan. Yani farklı bi yerde ben şuan belki de çok zenginim. Belki de aranızda beşer milyon toplayıp bana verdiniz. Olasılıklar sonsuz. En dandik paralel buysa baya sinir olurum gerçi. Düşünsene milyonlarca alternatifli bi sürü paralelde en kötü durumdaki bizmişiz falan. Sıkıntı olur.
Ayrıca, biz de atomuz, full hemde. Beynimiz atom, ciğerlerimiz, her yerimiz atom. Ve onlarda bakışlardan sürekli olarak etkileniyolar.  Aynada kendine bakıyosun mesela, ‘çirkinsin’ diyosan sıçtın. Etkileniyo kaşın gözün yapma bunu. Bu sefer başlıyo iyice kırışmaya. ‘götüm kocaman’ diyosan eyvah bütün yağlar oraya yığılmaya başlıyo. Hepsinin içinde can var o atomların ‘süperim’ diceksin, dedikçe atomlar keyiflenecek. Oh diycek. Sen ona neşe verdikçe o daha da güzelleşecek. Yılların ‘sev kendini, sev kendini’ dedikleri buymuş işte.
Hadi kendi bakışını geç, milletin bize bakışları nolucak?  iyi niyetinden de kötü niyetinden de etkileniyoruz hep. Hani böyle okula girersin, göt karının biri gelir ağzını yavşata yavşata ‘ay bugün çok kötü görünüyosun nooolduuu?’ diye sorar. Hani hiç bi bok olmamışken moralin bozulur da harbiden günün kötü geçer ya. İşte o pezevenk atomlarını bozdu senin orda ‘üzüldük mna koyim’ dedi buruldu atomlar. Daha beter şeyleri çekti üstüne. Uzak durucan öyle adamdan da karıdan da. habire şikayet edenden de uzaklaş. Sıkıntı hep bunlar valla uğraştırırlar adamı. Nazar boncuğu geleneğinin temelleri de buradan zaten. Tibetli rahip kendince bişeyler bulduysa daha bilimlerden önce, bizim de şaman’ımız var evelallah o da bi şekilde doğayla falan yakınlaşıp bunu bulmuş. Kendimizce o bakıştan korunalım diye çıkarmış. Korur mu korumaz mı garantisi yok, ama etkilendiğimiz net artık. Her şey de böyle çılgıncasına birbirine bağlı işte.
Bi de düşüncenin temel maddesini falan bulmaya kasıyo adamlar, neyden oluşuyodur diye. hatta daha da ileri gidip her şey ve herkes titreşimdir diyen var. O %1 i de saymıyo bazısı, öz denen şey madde değil titreşimdir diyen, kuantumu da skip atan başka bir teori var mesela. Bilim aldı yürüdü yemin ederim, ben hala lisede palangalar da kalmışım, şunları öğrenince yamuldum bi anda.
Ya nası bişey bu düşünsene; %99u boş! E ben kolumu falan tutuyorum gayet katıyım yani, hiç öyle boş falan değilim. Boşsun diyo adam. Hatta nerdeyse yoksun diyo. Ve mesela atomlar birbirine asla değemezmiş aradaki kuvvetten dolayı. Yani adam ‘hiç bişeye dokunmadın hayatın boyunca’ diyo, bardağa kaleme hiç değmedin diyo. Hepsini bilimle çatır çatır kanıtlaya kanıtlaya diyo, kaçamazsın da bundan.  Ben de şuan klavyenin tuşlarına değmiyorum mesela. Değdiğimiz andaki hislerin hepsinin beynimizde düşünce olarak oluştuğunu söylüyo. Biri yumruk attığında duyduğun acı mesela aslında yok. Hani böyle bazen öyle sinirlenirsin ki gözün görmez hiç bişeyi, anana babana bişey derler falan dayak yersin hissetmesin, ağızlarına sıçarsın da kavga bitince bi anda gelir acısı, algılayınca gelir. Veya böyle çok kritik bi anda kurşun yiyip acısını duymadan devam eden askerler vardır, aynı mantık. Ha hatta Osmanlı da bi adam vardı. Normalde kaldıramayacağı bi gülleyi kaldırıp topa sürmüş de düşman gemiyi vurmuş indirmiş savaşta. Nası yaptın demişler bilmiyorum bi anda oldu demiş, sonradan yapamamış. İşte bi anda fizik kuralları işlememiş ya adama, onlar zaten hiç yok diyo kuantum. Sen kafanda ona şartlandığın için var diyo. Valla babam öngörülü adammış ‘herşey kafada biter kızım’ derdi de bu kadar beklemiyoduk be bilim.
Hala her kısmını kafam almasa da bilimin sonunda eğlenceli bişeyler çıkarmaya başladığına çok mutluyum. Baksana adam başka paraleller falan diyo. Gayet süper bunlar. İyki yetiştik şu günlere. Hiç ölmek istemiyorum inanırmısın? Hayır ‘hepimiz ölsek tamam da, bi ben ölünce çok sinir’ demişti bi arkadaş valla doğru. Ben ölünce bilim daha süper şeyler bulucak, onlara hiç bakamıycam o çok gıcık. Ama ölmiycem bak ben, kesin, görürsünüz. Her gün aynada atomlarıma gaz veriyorum canlarım benim diyorum. Şöyle 1000 yıl daha yaşarım kesin. Gerekirse Tibet’e kadar giderim. Onlar bizden önce bulurlar bi yöntem.
Gelelim masa teorisine;
İşte ben bunları öğrendim, ve  düşünerek, bilinçli bir şekilde masaya dönüşebileceğimizi buldum. Madem atom benim bakışımdan etkileniyor. Düşündüğüm şeyin titreşimini değiştirebiliyorum. O zaman düşünerek masaya dönüşürüm dedim. E nasılsa her yerim atom yani özü aynı şey biliyoruz. O atomların bi kısmı beyin, bi kısmı akciğer olarak çalışmasın, direk hepsini düşüneyim böyle kitleneyim, masa atomuna çevireyim hepsini. Madem esas olan şey madde değilmiş, içindeki boşluktaki şeymiş. Titrettireyim boşluğumu dönüşeyim masaya. İletişimimizi kuvvetlendiricez atomlarımızla sadece, dilinden anlar hale gelince de hop, masa! Neden masa, neden bir armut değil derseniz. Bilmiyorum bi insanın dönüşebileceği en imkansız şey masaymış gibi geldi ondan. Bi de kuantum desenli masa örtüsü alırım mis.Olur bence niye olmasın ki. Her türlü fizik kuralına uygun bu şuan. Kanıtlanmış edilmiş, bilim arkamda aslanlar gibi.

Bak gülüyosunuz da olucak bunlar hep,  shapeshift partileri yapıcaz. Ben 1000 yıl falan yaşıycağım için katılıcam hepsine. Kimisi peçete olup gelcek, kimisi mandalina, ben kalemtraş olucam mesela.  Çok eğlenicez valla bak. Dediydi dersiniz.

Çift yarık deneyi;     http://www.youtube.com/watch?v=q3H7wR_IR3w
Gördüğüm en harika belgesel, altyazılı falan http://www.youtube.com/watch?v=lESa8LRlSUU
Kuantum’un ne kadar sayko bişey olduğunu anlatıyo, mala anlatır gibi fazlasıyla açık ve net. Televizyonda ne izliyosun deyince ‘hep belgesel..’ demeyi biliyosunuz, al izle işte mis gibi.


Daha fazla süperlik için: http://sorbeniustana.blogspot.com/
Bence çok mantıklı: 'Masa Teorisi' Devamı

Tahran'da İsrail terörü


Yorum yapmayacağım pek. Yazı da yazmayacağım öyle uzun uzun. Haberi zaten görmüşsünüzdür.

Kaynak: 1 | 2 | 3 |

Benzeri örnekler Türkiye de o kadar çok yaşandıki unutuverdik gitti. Bir tanesi de Aselsan mühendisleri meselesi... Aşağı koyacağım video ile 3 aselsan mühendisinin intihar görünümlü suikastlarını hatırlatmak isterim.

Bu haberde adres belli İsrail. Ha iddia mı iddia, ama "kime fayda sağlar bu" sorusunu sorduğunuzda eğer bir yanıltma yoksa her türlü olayı çözer faili bulursunuz... Bazıları Amerikadır ulan diyebilir, ama benim gözümde Amerika = İsrail... Dostluktan öte yani, Amerika da Amerika adında bir İsrail devleti var gibi. Lobi falan hikaye, kuruluş amaçları ezelden belli...




Tahran'da İsrail terörü Devamı

Video: Hain kedi ve saf arkadaşı

Bu kadar hainlik ve hinlik olmaz arkadaş :)) Bu mekana 2 kedi fazla deyip arkadaşından kurtulmaya yeltenmiş galiba :D


video
Video: Hain kedi ve saf arkadaşı Devamı

Neyse bitirsin işini söylerim...


Neyse bitirsin işini söylerim... Devamı