Yaratıcı Girişimcilik Ruhu


Girişimcilik zor zanaat. Hele rekabetin yoğun olduğu sektörlerde öne çıkmak çok daha zor. Bu durum küçük esnafı, perakendencilik sektörünü doğrudan etkilediği için olacak ki biz Türklere özgü yaratıcılığı daha çok ortaya çıkarmamızı sağlıyor.
İnanmazsanız şu yaratıcılığın sınırlarını sonuna kadar zorlayan iş yeri isimlerine bakalım ve marka bilinirliliği iyisiyle kötüsüyle nasıl yaratılırmış Türk girişimcilerden öğrenelim.

1. Zorla ağda yapılır

gorsel1-zorla-guzellik

2. Vay gardaşım tost var yersin?

gorsel2-vaygardasim

3. Mümin etçilik A.Ş

gorsel3-dua-et

4. Gerçekten yok

gorsel4-yokyokpazari

5. Korkutarak tedavi etmek

gorsel5-ozel-fisiltilar

6. Şekil A?

gorsel6-dingilin

7. Çaykovski mezarında ters döndü ve çayını içti

gorsel7-caykovski

8. Gel de buradan et al şimdi

gorsel8-cenabet

9. Siz bir de onu meşhur olunca görün

gorsel9-meshurolmayan

10. Şubat ortası

gorsel10-araliksonu

11. Uçkurunu tutamayanlara özel

gorsel11-uckur

12. Savaşma, altın al

gorsel12-sevis

13. Bilet almadan bir daha düşünün

gorsel13-astral

14. Mesaj kaygılı dönerci

gorsel14-doner

15. Çipetpet amcanın kulakları çınlasın

gorsel15-cipetper

16. Varsa bize iki tane soğansız

gorsel16-birduruö

17. Yavaşşş

gorsel17-ebenin

18. Hooop!

gorsel18-ananinyeri
Yaratıcı Girişimcilik Ruhu Devamı

Anlayacaksın

Güneşin battığı vakit, o akşam
Dalga olup hırçınca vuracağım
Kara bulutta bir tek damla olsam
Yalnızca gözlerinde duracağım

Şimşek ve fırtına ardı ardına

Karanlık düştüğü zaman, o gece
Bir türlü varamasan da farkına
Hayal olacağım bütün ömrünce

Aydınlık  sandığın vakit, o sabah
Dışarı çıkarsın göğe aldanıp
Yüzüne çarpar rüzgar ferah, ferah
Elini ısıt aşkla, beni anıp

Ve ağlamadığın an artık, o gün
Anımsarmış gibi olacaksın
Bir yanın üşüyor bir yanın hüzün
Sen işte o baharda solacaksın

k.k.g
Anlayacaksın Devamı

cezaevinden gelen - Hasibe Bacı - şiiradamı

cezaevinden gelen - Hasibe Bacı - şiiradamı Devamı

Blog anketine siz de katılın

Salı, Haziran 23, 2015 Özgür Klavye Editör 0 yorum

Blog Hizmet Sağlayıcıları Kullanım Araştırması

Bu form Türkiye, Tayland ve Tayvan'daki blog hizmet sağlayıcısı kullanım özelliklerini ve blog hizmet sağlayıcısını değiştirme eğilimlerini belirlemeye yönelik yapılan araştırmada kullanılmak amacıyla düzenlenmiştir. Araştırma 3 ülkede eş zamanlı olarak sürdürülmektedir.

Sorulara düşüncenizi doğru yansıtacak şekilde cevap verilmesi ve boş bırakılmaması sonuçların güvenirliği açısından önemlidir. Araştırma sonuçlarının sizinle paylaşılmasını istiyorsanız, formun sonunda yer alan e-posta adresi alanını doldurabilirsiniz.
Araştırmanın gerçekleştirilmesindeki katkılarınız ve desteğiniz için şimdiden çok teşekkür ederiz.

Yrd. Doç. Dr. Başak Mendi
basak.mendi@istanbulbilim.edu.tr

ANKET İÇİN TIKLAYIN.
Blog anketine siz de katılın Devamı

Özgecan Arslan...

Merhaba benim adım KADIN.
Bu dünya da bir çok farklı ırkta görülürüm.. Saçlarım uzundur, dünyaya yeni bir can getiririm ve kadınsı şeyler giyerim(etek,elbise..vb)... Benim karşı cinsim vardır... Beni korumak için Tanrı tarafından onlara güç bahşedilmiştir, beni sevmesi için duygu verilmiştir...
Benim adım KADIN. Bir çok farklı ırkta görülürüm... Saçlarım uzundur ama karşı cins tahrik olmasın diye gizlemek zorunda kalırım, dünyaya yeni bir can getiririm fakat hamileyken dışarı çıkmam yasaklanır ve erkekse '' göster oğlum pipini '' denir, eğer kızsa '' kapa kız bacaklarnı namussuz'' denir, ben kadınsı şeyler giyerim fakat bu durum toplumda hoş karşılanmaz. Çünkü erkekler tahrik olur hatta TECAVÜZ ederler ya da etmeye kalkışırlar.. Benim karşı cinsim vardır. Gücünü, beni dövmeye ya da tecavüz etmeye kullanır.. Duygularını genellikle abazalık ya da zevk olarak kullanır...
Evet Bendeniz KADIN... Dünyada bir seks objesi olarak görülen, hor görülen, yerlerde sürüklenen, sadece yemeğe tuz koymadım diye şiddete mağruz kalan, tahrik etmemek için her yerini kapatmaya zorlanan, kız çocuk doğurdu diye dışlanan, tecavüze uğradı diye öldüren... Evet ben KADINIM ve sanırım tek suçum KADIN olmaktı...
Özgecan Arslan... Devamı

Kız gibi...

Kadın toplumdaki metaların en büyüğüdür Kızınca ananın… Diye başlayan küfürler Kız gibi yürüme Kız gibi gülme Kız gibi ağlama Kız gibi renkli pantolon giyme Kız gibi saçını uzatma Kız gibi .. kız gibi.. İşte böyle belki sayfalarca sürebilecek cümlelerin baş kahramanı olmak pek iç açıcı hele ki son günlerde su Nil’in meşhur şarkısını dinledikçe daha çok kafamı kurcalayan kelimeler olmaya başladı Kız gibi olsaydın eğer ; doğduğun günden eşitlik nidaları duysan da sen kızsın bikre sokakta geç saate kadar top oynayamazsın mesela ağız dolusu küfür edemezsin mahalle maçlarında arkadaşlarına; İlkokulda aşık olamazsın mesela yada aşkını dile getirdiğinde kimse sana “ aferin benim aslan kızıma” deyip övünmez seninle. Ergenlikte cinsellik ile ilgili merak ettiklerini gönül rahatlığı ile soramazsın mesela , eğer bir kızsan interneti gizlice kullanabildiklerinle orantılıdır mesela bildiklerin… Kimse seni milli olduğun için tebrik etmez ve genel evlere de gidemezsin senin dürtülerin senin hormonların olamaz çünkü.. Gece belirli saatten sonra sokağa rahatça çıkamazsın, Arkadaşlarına konsere gidip dağıtamazsın gönlünce, ağız dolusu gülemezsin içip bir bankta sızamassın mesela.. Terk edilince bir içip içip dayanamazsın da kapısına sevdiğin adamın… Eğer bir kadınsan her zaman bakımlı olmalı ve toplumun güzellik algısına göre saçında gözünle kaşınla oynamak zorundasın. Hiçbir zaman içindeki depresyonun sana verdiği yetkiyle darma duman saçın başın dağınık ağzında sigaranla sokakta yürüyemezsin.. Eğer kazandığın paranın çoğunu kıyafete harcamak yerine kitaplara harcamayı tercih edersen yandın zaten hele birde fikirlerini rahatça yansıtabiliyorsan kesinlikle ölmeyi hak ediyorsun … Bir erkekten çok bir konu hakkında fikrin olmamalı.. siyasetten sanattan edebiyattan çok anlamamalısın çok okumamalı az düşünmelisin seni sevebilmeleri için.. Öyle bir kadın yarattınız ki sayenizde dudaklarını büzerek milyon tane fotoğraf çekip sosyal medyada paylaşmayı aldığı beğeni ile mutlu olamayı başaran edebi bilgileri facebookta paylaşılan Cemal Süreya- Can Yücel postlarından bir gıdım öteye gitmeyen aşk filmlerini sinemanın kültleri zanneden , adi komediler ile eğlenebilen , hayat görüşleri mevcut # tt ye göre şekillenen yüzleri kat kat boyalı sürekli gülen boş beyinler yarattınız ve beyler çok üzgünüm ama yarattığınız bu kadınlar ileride sizin çocuklarınızı ve sizler gibi Adamları yetiştiren anneler olacaklar … Bence yormayın artık kadınları bırakın bırakın da okusun sevsin. Yeri gelsin sevişsin ağlasın insan gibi küfür etsin içinden nasıl geçiyorsa öyle devam etsin hayatına bırakında kız gibi den önce insan olabilsin.. Ve sonra her ne yapıyorsa gerçekten kız gibi yapsın....
Kız gibi... Devamı

Asım'ın nesli

ASIM’IN NESLİ
“Asımın nesli diyordum ya, nesilmiş gerçek
İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek!”
Bu dizeleri hepimiz biliyordur veya en azından 18 Mart günü duymuşuzdur, bir kulak aşinalığımız vardır. Çünkü bu dizeler Mehmet Akif’in muazzam “Çanakkale Şehitlerine” adlı şiirinde geçiyor. Peki hepimizin bildiği bu dizelerde geçen “ Asım” kimdir? Neden “Asımın nesli” tabirini kullanmış Mehmet Akif Ersoy? Neden Çanakkale’de savaşanlara bu yakıştırma yapılmış, bunu hiç merak ettiniz mi ? Merak ettiyseniz bunu açıklayacağım.
İlk önce Akif’in bu tabiri nasıl bir ortamda söylediği ve niçin söylediğini anlamak için o dönem Osmanlının durumuna kısaca değinmek lazım. Osmanlının yıkılış dönemine gelindiğinde ülkeyi kurtarmak için dört ana fikir akımı oluşmuştu. Bunlar;
1.Osmanlıcılık
2.Türkçülük
3.Batıcılık
4.İslamcılık
Bilindiği üzere Mehmet Akif İslamcılık(Ümmetçilik) akımını destekliyordu ve bu akımın en önde gelenlerinden birisi olmuştu. 1911 yılında Batıcı Tevfik Fikret “Haluk’un Defteri” adlı şiir kitabını yayımladı. Bu kitapta oğlu Haluk adı altında kendine göre ideal nesli temsil etmekteydi ve bu kişi tamamen kültüründen yozlaşmış, dinini, ırkını unutmuş batıyı benimsemiş bir nesli temsil etmekteydi. Öyle ki sen son Avrupa’ya giden Haluk kendi milletini ve dinini artık reddetmiş tamamen “çağdaş(!)” olmuştur.
İşte böyle bir ortamda Akif “Asım” adlı 2500 beyitten oluşan uzun manzum hikayesini yayınlar Fikret’e karşılık. Bu kitabın ana hatlarına da değinip ardından asıl konu olan “Asım’ın neslinden” bahsedeceğiz.
Asım kitabında genel olarak Köse İmam ve Hocazade’nin ülkenin durumu hakkında konuşmalarından oluşmaktadır. Hocazade burada Akif’in kendini temsil etmektedir aynızamanda. Asım da Köse İmam’ın yiğit, mert, oldukça cesur oğlunun adıdır. Hocazade bu genci pek sever ve vatanı onun gibilerin kurtaracağını söyler. Asıma pek çok tavsiyelerde bulunur onu ideal genç yapmak ister. İşte Asımın nesli tabiri buradan geliyor. Asım, Mehmet Akif’in en büyük projesidir. Ülkeyi bu zor durumdan kurtaracak olan nesil onun neslidir. O ve onun gibiler sayesinde bu vatan kurtulacak, eski şaşaalı günlerine geri dönecektir. Akif hayalindeki genci yaratmak istemiştir şiirinde ve Asım’ın şahsında bütün bir gençliğe tavsiyeler vermiştir. Peki nasıl olmalıdır Asım? Akif’in Asım manzumesinin içinde geçen “Zulmü alkışlayamam” şiirine bakarsak burada ideal neslin nasıl olmasını istediğini gayet açıkça anlaşılacaktır:
Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem; 
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem. 
Biri ecdadıma saldırdımı, hatta boğarım! ... 
-Boğamazsın ki! 
-Hiç olmazsa yanımdan kovarım. 
Üç buçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam; 
Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam. 
Doğduğumdan beridir, aşığım istiklale; 
Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lale! 
Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum? 
Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum! 
Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim, 
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim! 
Adam aldırmada geç git! , diyemem aldırırım. 
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım! 
Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu... 
İrticâın şu sizin lehçede ma'nâsı bu mu?”
diyor Mehmet Akif…. Köse İmamın ağzından söylenen bu dizeler aslında Akif’in kendi düşünceleridir. Bu şiiri okuduğumuzda Asım nasıl olmalıdır sorusunun cevabı kendiliğinden zihnimizde vücut buluyor zaten amma biz yine de bunu üstümüze düşeni yapalım ve Asım’ı sizlere açıklayalım;
Asım “zulmü alkışlayamaz, zalimi asla sevemez” Haktan yanadır, kimseyi ezmez, yaptıklarını milleti için yapar. Zalimlere karşı boyun eğmez, zulmün her dem karşısındadır.
Asım “gelenin keyfi için, geçmişe kalkıp sövemez” geçmişine bağlıdır. Yeni gelenler için şanlı geçmişini silemez, Milletine, dinine, geleneklerine bağlıdır onları keyfiyetten dolayı terketmez.
Asım “yumuşak başlıdır, amma asla uysal koyun olamaz”. O gerekmediği, zorda kalmadığı sürece şiddete başvurmaz. Haksızlık karşısında susmaz, yumuşak başlıdır ama gerektiğinde de bir aslan gibi saldırgan ve haşmetlidir.
Asım’ın boynu “ kesilir belki ama çekmeye gelmez”. Onu kimse akılsız bir mahlûkat gibi sürükleyemez. O esir edilemez, o “ezelden beri hür yaşamıştır, hür yaşayacaktır”. Kimsenin ona zincir vurmaya ne gücü ne de cesareti yetmez. Asım doğduğundan beri “aşıktır istiklale” kimse tasma takamamıştır ona.
Asım “üç buçuk soysuzun ardında zağarlık yapamaz. Hele hak namına haksızlığa ölse tapamaz”.
Asım “kanayan bir yara görse ciğeri yanar”. Yardımseverdir Asım, “aldırma” laflarına aldırmaz yardım eder. Haklının, mazlumun yanındadır Asım.
Asım “Zalimin hasmıyım ama severim mazlumu, şu irticaın sizin lehçede manası bu mu?” der. Kendine “mürteci”, “irticacı” diyenlere karşı dik durur.
“Doğrudan doğruya Kur'an'dan alıp ilhamı,
Asrın idrakine söyletmeliyiz İslâm'ı.”
***
“Ya açar bakarız Nazm-ı Celil'in yaprağına,
Yü üfler geçeriz bir ölünün toprağına”
***
“İnmemiştir hele Kuran, bunu hakkıyla bilin;
Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için.”
Asım vatanına milletine sadık, dinine bağlı tam bir Anadolu yiğididir. Dindardır amma yanlış İslama bağlı değildir, o Kur’an a bağlıdır doğrudan ve halka yanlış bilinen İslamı düzeltmeyi amaç edinmiştir adeta.
İşte bu Asımdır Çanakkale’ye korkusuzca koşan, canını vermekten çekinmeyen… Asımın neslidir namusunu çiğnetmeyen, Asımın neslidir ki küllerinden yepyeni bir medeniyet kurmuştur. Bu nesildir ki batı özentisi bir nesle kafa tutmuş, ecdadını, dinini ve geleneklerini sonuna kadar savaşmıştır.
İşte Akif’in meşhur “Asım’ın nesli” budur. Akif’in büyük projesi budur. Peki İstiklal Marşı şairinin bu projesi ne kadar başarıya ulaşmıştır? Bugünkü halimize baktığımızda bunun cevabını görüyoruz maalesef…

Hüsran

Ben böyle bakıp durmayacaktım, dili bağlı, 
İslâmı uyandırmak için haykıracaktım.
 
Gür hisli, gür imanlı beyinler, coşar ancak,
 
Ben zaten uzun boylu düşünmekten uzaktım!
 
Haykır! Kime, lâkin? Hani sâhipleri yurdun?
 
Ellerdi yatanlar, sağa baktım, sola baktım;
 
Feryâdımı artık boğarak, na'şını, tuttum,
 
Bin parça edip şi'rime gömdüm de bıraktım.
 
Seller gibi vâdîyi enînim saracakken,
 
Hiç çağlamadan, gizli inen yaş gibi aktım.
 
Yoktur elemimden şu sağır kubbede bir iz;
 
İnler "Safahât"ımdaki husran bile sessiz!


Mehmet Akif Ersoy
Asım'ın nesli Devamı

Güzellik, hırs, kariyer, para ve ardından mezar...

Güzellik, hırs, kariyer, para ve ardından mezar...


Milyonlarca insan düşünün, bu dünyaya yapayalnız, hiçbir şeyleri olmadan gözlerini açıyorlar. Ve hepsi aynı çıkmaz sokağın önünde tek başına duruyor, bakıyor, bakıyor ama yolun sonunu bir türlü göremiyorlar. Çıkmaz bir sokağın başında durup da yolun sonunu göremez mi insan? Ama göremiyor, fark edemiyor ve bir türlü kavrayamıyorlar. O çıkmaz yolun sonunda milyonlarca insan için bekleyen ölüm var ve ölümün ardından herkesin girmesi için hazırlanmış mezarlar. Bu mezarlar o insanların çürümüş bedenlerinin evleri olacak. Herkes dünyadaki kısacık ömrünü bırakıp, adeta hiç yaşamamış gibi bu dünya hayatını arkasında bırakacak...
Dünya hayatı çok ama çok kısa, adeta bir göz çarpması gibi gelip geçer. Bu büyülü hayata gözlerini açan insan eğer iman etmemişse, kendisini yaratan Rabbinin farkında değilse, işte o zaman çok büyük bir oyalanma içine sürüklenir. Büyük işlere girer, en iyi üniversiteyi bitirir, üne, şöhrete kavuşur, bağlar, bahçeler yapar, evler, köşkler kurar. Onların içini göz alıcı mobilyalarla, marka kıyafetlerle süsler. Altını, gümüşü, paraları kasalarda biriktirir.  Kendisi gibi arkadaşlar, dostlar edinir, evlatlar yetiştirir. Gözünün gördüğü, elinin ulaşabildiği hiçbirşeyi kendinden esirgemez. Bir yandan malları biriktirirken, bir yandan da gönlünü eğlendirir. Gece gündüz demeden, bu yolun bir de sonu olduğunu hiç düşünmeden.
Bu çıkmaz yol aslında hiç de kolay bir yol değildir. Nefsinin peşine düşmüş milyonlarca genç bu çetrefilli yolda yavaş yavaş gençliğini, güzelliğini kaybeder, Bedeni yıllar geçtikçe çöker, güzelliğinden eser kalmaz. Çok büyük bir mücadele ile kariyer sahibi olur, paraya kavuşur. Malı, mülkü yığar, ama yaşlandıkça yaşlanır. Bir süre sonra öyle bir an gelir ki o güzel, ihtişamlı kıyafetleri giyse de bir şey fark etmez. Yaşlı bedeni artık ilaçlarla ayakta durmaktadır. Ne güzelliğinden eser kalmıştır, ne çekiciliğinden, ne de sağlığından. Ünü, şöhreti adeta esen bir rüzgar gibi uçup gider. Yeni nesiller onun ne ismini bilir, ne eserlerini. Bu arada artık o da çıkmaz yolun sonuna gelmiştir. Yaptığı bunca işlere, bunca verdiği emeklere bakar ki hepsi boşmuş, yaşadığı hayat adeta bir rüyaymış, sabah filizlenen hayat akşam vakti solup kuruyan bir çer çöp olmuş...
Allah ayetlerinde dünya hayatını birçok örnekle tarif etmiş, geçiciliğini, çekiciliğini hatırlatmıştır. Asıl varılacak gerçek yurdun ise ahiret olduğunu bizlere haber vermiştir:
Kadınlara, oğullara, kantar kantar yığılmış altın ve gümüşe, salma güzel atlara, hayvanlara ve ekinlere duyulan tutkulu şehvet insanlara 'süslü ve çekici' kılındı. Bunlar, dünya hayatının metaıdır. Asıl varılacak güzel yer Allah Katında olandır. (Ali İmran Suresi, 14)
Dünya hayatı yalnızca bir oyun ve bir oyalanmadan başkası değildir. Korkup-sakınmakta olanlar için ahiret yurdu gerçekten daha hayırlıdır. Yine de akıl erdirmeyecek misiniz? (En'am Suresi, 32)
..dünya hayatının örneği, ancak gökten indirdiğimiz, onunla insanların ve hayvanların yediği yeryüzünün bitkisi karışmış olan bir su gibidir. Öyle ki yer, güzelliğini takınıp süslendiği ve ahalisi gerçekten ona güç yetirdiklerini sanmışlarken (işte tam bu sırada) gece veya gündüz ona emrimiz gelmiştir de, dün sanki hiçbir zenginliği yokmuş gibi, onu kökünden biçilip atılmış bir durumda kılmışız. Düşünen bir topluluk için Biz ayetleri böyle birer birer açıklarız. (Yunus Suresi, 24)
İnkar edenler dünya hayatına bu kadar dalıp şeytanın peşine düşmüşken yolun sonunu hiçbir şekilde göremezler. Çünkü Allah Kuran’da onların görmeyen gözlere, duymayan kulaklara ve kaskatı kaplere sahip olduklarını söyler. Bu yüzen sayısı milyonlara varan insanın dünyaya dalıp oyalanması, yolun sonunda bekleyen mezarları göremeyip dünyaya dalması müminleri şaşırtmaz. Onlar mezarla birlikte hayatlarının biteceğini düşünerek çok büyük bir yanılgıya düşerler. Çünkü mezar bir son değil, başlangıçtır. Sonsuz hayata açılan bir kapıdır. Peygamberimiz (sav) bir hadisinde “insanlar uykudadır, ölünce uyanırlar “ diye buyurmuştur. Her insan mezarın ardından sonsuz hayatına adım atacak, dünya hayatında yaptıklarının karşılığını hiçbir haksızlığa uğratılmadan mutlaka alacaktır.
Çıkmaz yolun sonunda inkar edenlerin ruhunu kaplayan his, tarifi pek de mümkün olmayan bir pişmanlıktır. Bu öyle büyük bir pişmanlıktır ki insanın milyonlarca hücresinin içine kadar işler. Çünkü oraya vardığında insan bakar ki ne kadar çok çalışmış, ne kadar çok emek vermiş. Dünyada mal mülk edinmek adına, kariyer sahibi olmak adına Allah’ı unutup şeytanı dost edinmiş, insanlara ödün vermiş. Ama dünyada yığıp biriktirdiği her şey ama her şey orada kalmış. Altından aynalar, ipek halılar, altın bilezikler, ziynetler, güzel kokular, harika evler, saraylar, makam mevki adına içinde oturulan binalar, eşler, dostlar, evlatlar... Kısaca her şey ,ama herşey geride bırakılmış, insanın elinde yalnızca takvası ve Allah için yaptıkları kalmış. Allah bu ruh halini Kuran ayetlerinde şu şekilde tarif eder:
İşte bunların, ahirette kendileri için ateşten başkası yoktur. Onların onda (dünyada) bütün işledikleri boşa çıkmıştır ve yapmakta oldukları şeyler de geçersiz olmuştur. (Hud Suresi, 16)
Onlar, yaptıkları dünyada ve ahirette boşa gitmiş olanlardır. Ve onların yardımcıları yoktur. (Ali İmran Suresi, 22)
Biz bu dünyaya en iyi okulları bitirip en iyi mevkilere gelip, ticaretle uğraşıp, paraları yığıp rahat rahat evlerimizde oturmak için gelmedik. Yaratılış amacımız bu değil. Bu dünyaya gözlerimizi açmamızın nedeni bu değil. Bu dünyaya Allah’a kul olmaya geldik, iman etmeye ve kalplerimizi Allah sevgisiyle doldurmaya geldik. Sabah akşam Rabbimizi yüceltmeye, O’nun ismini zikretmeye geldik. Yanlış yolda hızla ilerleyen şuursuz insanlara, imansızlara uymamaya geldik. Şu sayılı günlerimizi, gecelerimizi salih amellerle doldurmaya geldik.  Malımızı, mülkümüzü, gençliğimizi, güzelliğimizi Allah yolunda harcamaya geldik. İmanlı nesiller yetiştirmeye, kalbi Allah sevgisiyle dopdolu dostlar edinmeye geldik. Allah için yaşamaya ve son nefesimizi de Allah aşkıyla vermeye geldik.
De ki: "Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, dirimim ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah'ındır." (En'am Suresi, 162)
Unutmayın ki milyonlarca kör, sağır ve yolun sonunu göremeyen insanın arasında son derece şuurlu yaşayan, yolun sonunda kendisini bekleyen mezarın ve sonsuz hayatın farkında olan insanlar da var. Onların sayılarının çok az olması ve farkedilemiyor olmaları sizi sakın yanıltmasın. Onlar imanla ve akılla hareket ediyor, bu dünya hayatını terk edip ahiret için yaşıyorlar. Her nerede olursanız olun, siz de bu hayırlı, imanlı, onurlu ve takva insanların arasına katılın. Ve onlarla aynı kapılardan girip Adn cennetlerinde ağırlanın. Allah’ın güzel selamıyla ve bağışlamasıyla sonsuz ahiret hayatını kazanmanın onurunu ve mutluluğunu yaşayın.
Ey iman edenler, sizi acı bir azaptan kurtaracak bir ticareti haber vereyim mi? (Saff Suresi, 10)
Allah'a ve O'nun Resulü’ne iman edersiniz, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda mücadele edersiniz. Bu, sizin için daha hayırlıdır; eğer bilirseniz. (Saff Suresi, 11)
Adnan Oktar'ın Harakah Daily'de yayınlanan makalesinden alıntıdır.
Güzellik, hırs, kariyer, para ve ardından mezar... Devamı