Elli bin liram...

Bir Türkiye vardı benim çocukluğumda. Yeni çıkacak, bir sıfırı daha olan bozuk paranın dizaynını merak ettiğimiz günlerimiz vardı. Okulun kantininde simidin bir günde on bin lira iken yirmi beş bin lira oluşuna yıkıldığım öğrenciliğim vardı. Yeni çıkan elli binliğin şeklini komşunun oğlunun bana ilk gösterdiği günü hatırlıyorum. Çocukça bir yorumla bu yeni paranın çok iri olduğundan alayla bahsettiğimizi, ” harcanan demire de çok para gitmiştir be” dediğimizi hayal meyal hatırlıyorum. Devletin bastırdığı paraya yaptığı harcamadan bile kaygılandığımız bir dönem vardı…

Yükte ağır paha da hafif paralarımız vardı bizim. Bol sıfırı olan. Hiç unutmuyorum bir televizyon programında dünyayı gezen Türk sunucusunun Jamaikalı taksiciye ücret olarak cebindeki 6 sıfırlı 1 milyon lirayı vererek dalga geçtiği, taksicinin parayı bir servetmiş gibi kabul ettiği programı.

Şimdi aklımıza şu soru gelmeli ; Acaba asıl dalga geçilen o paranın sahibi milletim değil miydi? Aslında ne kadar çok gülmüşüz aslında ağlanacak halimize… Gülmeseydik ağlatırlardı çünkü bizi. Güvenemezdik devletimize. Güvenemezdik ne kendimize, ne de gücümüze.

Paramızı dolar ile mark ile yarıştırmak komik gelirdi bize. Dedelerimiz ceplerindeki paraları dolara çevirmeden yapamazlardı Mekke’de Medine’de… Yurtiçinde bile bol dolarlı etiketlerimiz vardı bizim. Biliyorum şimdi bunlar unutuldu. İyi ki de unutuldu…

Ülkemizin yakın komşularından uzak memleketlere, sokaktaki insanlara sorduğunuzda Türkiye’yi hala padişahın yönettiğini sanırlardı. Etrafımızın düşmanlar ile sarıldığını sanırdım, hep öyle sanacaktık aslında, o ‘uçaktaki Başbakan’ olmasa…

İstikbal göklerdeydi, yurtta sulh cihanda sulhtu düsturumuz, unutmuştuk… Bir Başbakan çıktı, göklerden barışa köprüler kurdu. Anamın babamın Turgut Özal’ı, rahmetli nenemin Atatürk’ü anlattığı gibi çocuklarıma torunlarıma anlatacağım bir aydınlık dönem var artık, ne mutlu…

Sahipliyken sahipsiz, üç tarafındaki denize hapsolmuş Türkiye, şimdi okyanusların ötesini görebilen perspektifiyle bayrağındaki hilal ve yıldızın anlamına yakışır bir şekilde ilerlerken benim göğsüm kabarıyor. Var mı ki onore olmayan vatan evladı?

Nerede çocukluğumun Türkiyesi, nerede demir ellibinliram?.. Yeni bir Türkiye var şimdi. Eskisinden daha ışıltılı parlayan, sınır ötesi aynalardan üzerine övgüler yansıyan. Ha bir de gıbta ettiğim yarının efendisi, bugünün çocukları var. Ben gibi bir çocukluğu olmayan, 'elli bin lira' ile hiç tanışmamış çocuklar…

Yorumlar (4)

Mattet

19 Aralık 2010 10:48

Ah nerde o eski günler 50 binlira cok büyük bir ağırlığa sahipti özledim o günleri :(

Atakan Kandemir

19 Aralık 2010 12:05

sen yetiştin mi la o döneme ahmet? :) vay be... o dönemden para saklamak lazımdı, hiç saklamadık. keşke saklasaydık, şimdi elli bin liraya bir passat alırdık :D

Polyanna~

25 Aralık 2010 23:09

yüz binin elli binden daha ufak boyda olmasını anlayamadığım günlerdi :) vay be...

Atakan Kandemir

4 Ocak 2011 14:34

:) güzel bakış açısı.

Yorum Gönder

Uyarı: Yazacağınız mesaj konu ile alakalı değilse lütfen e-posta gönderiniz.Sitemizde yer alan okur yorumları, yorumları yazanların kendilerinin görüşleridir, okur yorumlarından www.ozgurklavye.com sorumlu tutulamaz.Blogda bulunan herhangi bir içerik, yorum ile alakalı şikayetiniz varsa, kaldırılmasını istediğiniz yorum veya yorumlar ya da herhangi bir başka içerik varsa lütfen bize e-posta aracılığı ile ulaşın.

Yorumlar incelenip onaylandıktan sonra sitede yayınlanır.
Eğer yorum yazmak için hesabınız yoksa Anonim veya Adı/URL seçeneklerini kullanın.