Bayrama Daha Çok Var

Cumartesi, Kasım 19, 2011 Fatih Buğra Akbaş 0 yorum

Bayram… Nedir bunun anlamı? Sadece dini midir, ibadet midir?
Adı üstünde bayram işte… Çoluk, çocuk, büyük, küçük hep birlikte bayram sevinci yaşamak, hele bir de kurbansa bu bayram, et yemeğe imkanı olmayana ikramda bulunmak, paylaşımın daim olduğunu göstermek, çevreye duyarlı olmak bunun anlamı. İbadetten öte, toplumu toplum yapan en büyük etmenlerdir bunlar; birlik, beraberlik, yardımlaşma. Türkiye’de bu böyledir, ibadetten ziyade bir ritüeldir, inanca göre bu bir toplumsal varoluş göstergesidir.

Böyle bir anlam, böyle bir altyapı taşıyan bayramlar belki de bu ülkenin tek kaybolmamış insancıl hareketi. Her ne kadar bu düşünceyle bayramı yaşayanlar var olsa da bu bayramları yaşadığı çevreye, inanca karşı bir zorunluluk olarak yerine getirenler de hayli önemli sayıda, onların yaptığı da ego tatmininden başka bir şey değil. Belki bu dini zorunluluk olmasa, hiç kimsenin durduk yere fakiri doyuracağı, birlik içinde birbirlerini ziyaret edeceği, hal hatır soracağı, topluma fayda sağlayacağı da yok. Yılda iki tane bayram olmasa kimse kimseyi de umursamıyor zaten; herkes kendi başının çaresine bakıyor nasıl olsa. Bayramları işine geldiği gibi kutlayıp, bayramdan bayrama insanlık görevini üstlenmek sahtekarlıktan, yozlaşmaktan başka bir şey değil. İnsan yığını gruplar içerisindeki bireyler bu kadar çıkarcıysa, aynı bireylerin oluşturduğu yığın kuruluşları da aynı karaktere sahip olur, oluyor da. Böyle bir gruba da toplum değil, yığın denir.

Özellikle bu bayram insanlık suçlarına yataklık yapan, göz yuman tüm sorumluluk sahiplerlerinin bayramını kutluyorum. Onlar da bir kurban verdiler bu bayramda, ihmalin, ihmallerin bayramını bir cinayetle kutladılar. İşte o bayram, ibadetini yerine getirmeye hazırlanan, kanserle boğuşan, belki de günlerdir çıkmadığı evinden bayram coşkusuyla, yaşama bağlılıkla, belindeki iyileşmeye başlayan kocaman yarasıyla sokaklara çıkan bir aile babasının da bayramı,..
Sahte bayramın çirkin yüzü, akşam saatlerinde yarasının ciddi derecede kanamasıyla kendisini gösteriyor.
Olay şöyle devam ediyor;
Hasta, yakınları tarafından kanaması durdurulup, apar topar hastaneye kaldırılıyor. İlçe hastanesinin acil doktoru tansiyonunu ölçüp, serum verip taburcu ediyor. Hasta yakınlarının şok ve korku içinde olup, babalarını doktora emanet etmekten başka çaresi yok. Günde bin bir vakayla uğraşan, acil doktoru da amatörlükle başından savıyor, eve taburcu ediyor. Aynı kanama birkaç saat sonra yine nüksediyor ve yine ambulansla ilçenin tek devlet hastanesi aciline kaldırılıyor. Tabi hasta o kadar kan kaybediyor ki bu sefer bilinci yerinde değil. Hastanın yakınları ambulanstaki sağlık görevlilerine ısrarla sadece yarım saat uzaklıkta olan il merkezine gitmeleri gerektiğini söylemesine rağmen, verilen emirler ambulansın elini kolunu bağlıyor. Üstüne üslük hastanedeki doktor birçok operasyon yapmasına rağmen, nihayet hastanın daha büyük bir hastanede cerrahi yolla kan alması gerektiği kanısına varıyor. Hasta ambulansla il merkezine götürülmek üzere yola çıkarılıyor. Derin nefes alan hastanın birden nefesi kesiliyor, yakınlarının belirtmesine rağmen sağlık görevlileri, nefesinin olmadığını fakat nabzının attığını söyleyip durumu kontrol altına alıyor. Öyle bir kontrol altına alıyorlar ki hasta daha il merkezine varamadan yaşamını yitiriyor. Hadi hep beraber nefesimizi tutalım, bakalım nabzımız kaç dakika daha atacak.

Yarım saatlik yola prosedürler yüzünden gidemeyen ambulans, ciddi bir kan kaybında neler yapılacağını bilmeyen, hasta ölüm tehlikesine geldiğinde ancak müdahale gerektiğini anlayan doktor, nefesle nabzın ne olduğunun farkında olmayan sağlık görevlisi, mantıkla bağdaşmayan kurallar ve insan hayatının bu kadar ucuz olduğu bu ülkede bayram yapabilmenin imkanı var mı?

Sadece, 10 Kasım’da mı Atatürk’ü anmalıyız,29 Ekim’de mi Cumhuriyet’çi olmalıyız, dini bayramlarda mı topluma duyarlı olmalıyız, kayıplar olduğunda mı vatansever olmalıyız? Evet, Türkiye’de insan olmanın belirli günleri var.
Her günü, gerçek bir insanlık bayramı gibi geçen Türkiye ümidiyle…

Fatih Buğra Akbaş

Yorumlar (0)

Yorum Gönder

Uyarı: Yazacağınız mesaj konu ile alakalı değilse lütfen e-posta gönderiniz.Sitemizde yer alan okur yorumları, yorumları yazanların kendilerinin görüşleridir, okur yorumlarından www.ozgurklavye.com sorumlu tutulamaz.Blogda bulunan herhangi bir içerik, yorum ile alakalı şikayetiniz varsa, kaldırılmasını istediğiniz yorum veya yorumlar ya da herhangi bir başka içerik varsa lütfen bize e-posta aracılığı ile ulaşın.

Yorumlar incelenip onaylandıktan sonra sitede yayınlanır.
Eğer yorum yazmak için hesabınız yoksa Anonim veya Adı/URL seçeneklerini kullanın.