Türkiye'de Eğitim Farkı


Milli eğitim bakanlığının son verilerine göre Türkiye’de 17.5 milyon öğrenci, 635 bin öğretim elemanı görev yapıyor. Bu oranlarla Türkiye, 1992’den beri Avrupa Birliği’ne girmeye çalışıyor. Doğal olarak diğer yaptırımların yanında eğitim sistemini de Avrupa düzeyine çıkarmaya uğraşıyor. 1992 yılında Maastricht anlaşmasıyla kurulan birliğin gayesi; birliğe üye olan ülkeler arasında ekonomik, sosyolojik ve kültürel hayatın her alanında ortak noktada buluşarak, yaşam kalitesini yükseltmektir. Türkiye 1993 yılında Kopenhag zirvesinden sonra eğitimle ilgilili olarak Erasmus ve Sokrates programları gibi akademik programları sisteme enjekte etti. Fakat bu akademik formları hayata geçirmesi göz boyamaktan öteye gidemedi. Türkiye’nin eğitime yeteri kadar ödenek ayırmaması, nüfus artışının Avrupa’ya göre kat, kat fazla olması, verilen eğitimle, toplumun arasında dağlar kadar farkların olması, birliğe uyum sürecindeki üst formların hayata geçirilmesini gölgede bırakıyor. Yükseköğrenim programlarındaki değişiklik, bu uyum sürecinin en son süreci olmalıdır. Daha ilköğretimdeyken susturulan, eleştirel baktırılmayan, öğretmenlerinin söylediklerini dogmatik olarak kabul eden, sınıfça kararlar almanın ne olduğunu bilmeyen, hobi ve ilgi alanlarına,  öğrenme biçimine göre eğitim almayan, susturulmuş, pasifize edilmiş çocukların, yükseköğrenimde başarılı olması ve yükseköğrenimin getirdiği akademik sorumlulukla bir bilim adamı olması mucizeden başka bir şey değildir. Bu konuda devlet okullarına büyük iş düşmektedir. Bugün dershane sahiplerinin milyoner olmalarının en büyük sebebi; devlet okullarındaki eğitiminin başarısızlığıdır. Eğitimdeki fırsat eşitliğinin sağlanması, dershane imkanı olmayan öğrenciye de eşit üniversite şansı tanınmasından geçer.

Üniversiteler, bulundukları ülkenin kalkınması ve ileriye gitmesindeki ihtiyaç duyulan bilginin yaratıldığı kuruluşlardır. Bu tanımdan yola çıkarak, üniversiteler, ülkelerin geleceğini şekillendiren, belirleyici işlevi olan, bireyin eğitimindeki son aşama, kültürün gelecek kuşaklara geliştirilip aktarılmasındaki taşıyıcı damarlardır. Bu kurumların amacı; toplumsal huzurun artırılması, sorun çözmeye odaklı, iyileştirici ve geliştirici değerlere hizmet etmektir. Öyle ki üniversite, öğrencinin hareketlerinde değişikliği sağlamak zorundadır. Müfredattaki dersleri görmüş, sınavlarında geçer not almış, diploma almaya hak kazanmış öğrenci, okuldan aldığı bilgilerle değişiklik arz etmiyorsa bu ezberci sistemin kurbanı olduğunun anlamına gelir.

Bir toplumda üniversite mezunu bireylerin artış göstermesi, o toplumun değerlerinin gelişme göstermesi anlamına gelir. Türkiye’de bu durum tam tersine işliyor. Bunun temel nedeni de eğitimin çarpıklaşması olarak gösterilebilir. Yeterli derecede ve kalitede öğretim elemanının olmaması, gerekli alt yapı sağlanmadan öğrenime giren vakıf üniversitelerinin çokluğu, buralarda kitle halinde eğitim yapılması öğrenim kalitesini düşürdüğü gibi, niteliksiz mezunlar vermesine zemin hazırlamaktadır. Günümüzde, belli başlı birkaç üniversite dışında, örnek gösterilen, Avrupa’daki üniversiteler gibi yüksek bilgi ve teknoloji üretecek, alt yapı ve akademik kadrolarının yeterli olduğu başka bir yükseköğrenim kurumu göstermek çok zor. Bu kurumların içerisindeki öğretim görevlilerinin ekonomik sorunlarla baş başa kalması, bu mesleğin cazibesinin düşmesine ve kurumsal olarak nicelik taşımayan eğitime neden olmaktadır.  Üniversitelerdeki alt yapı sorunlarına (kütüphane, laboratuar vb.) yeterli kaynağın sağlanmaması, öğrencinin alanında gelişmesine olanak vermemektedir. Akademik özgürlük ve kurumsal özerklikler çerçevesinde büyük eksiklikler bulunmaktadır.

Türkiye, eğitim sistemlerindeki bu sorunu çözmedikçe, çözemedikçe, nitelikli, alanında topluma faydalı olabilecek elemanın yetişmesi mucizelere dayalıdır.  Aynı şekilde eğitim sistemindeki sorunlar, toplumsal sorunlara doğru orantıda geliştirilmelidir. İyi bir toplum, iyi eğitim almış bireylerle geleceğe bakabilecektir.


Fatih Buğra Akbaş

Yorumlar (0)

Yorum Gönder

Uyarı: Yazacağınız mesaj konu ile alakalı değilse lütfen e-posta gönderiniz.Sitemizde yer alan okur yorumları, yorumları yazanların kendilerinin görüşleridir, okur yorumlarından www.ozgurklavye.com sorumlu tutulamaz.Blogda bulunan herhangi bir içerik, yorum ile alakalı şikayetiniz varsa, kaldırılmasını istediğiniz yorum veya yorumlar ya da herhangi bir başka içerik varsa lütfen bize e-posta aracılığı ile ulaşın.

Yorumlar incelenip onaylandıktan sonra sitede yayınlanır.
Eğer yorum yazmak için hesabınız yoksa Anonim veya Adı/URL seçeneklerini kullanın.