‘Farzet VAN’dasın’-‘N’-

                                           
     Saat akşam 5-6 suları.
     65 plakalı, gece dağıtımlarına çıktığımız Alman malı beyaz minibüs sarı farlarıyla aydınlatıyor altı yedi çadırlık küçük sokak arası park alanına kurulmuş çadır kentimizi. Daha öncesinden ufak tefek hazırlanılmış ve büyük ölçüde çadırdan eşyalar toplanılmış. Sarı farların ‘Hadi gençler gidiyoruz’ der gibi vurduğu çadırdan teker teker çıkıyoruz. Duygusal anların yaklaştığını söylüyor bana örümcek hislerim. Vedalaşmaların eli kulağında. Yandaki çadırlardan tanıdık yüzler birer birer gelmekte hoşçakalın demek için. Tanımadıklar da başlarıyla, başlarını oynatmaya tenezzül etmeyenler ve diğer tanımadıklarımız ise gözleriyle selamlıyorlar. Anlıyoruz, hissediyoruz. Tanıdık yüzlerden ise bir eksik var; Gece gündüz demeden tütün sarıp, kara tren bacası dudaklarından insanın gözüne gözüne, ciğerlerini turlamış ikinci el dumanı üfleyen Laz ağabey. Onu göremedik giderken. Buna hayli üzülmüştüm. Farklı düşüncelere ve hayallere sahip olsak da elbet bir gün bir yerlerde tekrar karşılaşırız. Farklı hayalleri kovalayanların aynı dünyada karşılaşmaları zor da olsa imkânsız değildir…
     Sahi hayalleri kovalamak demişken dünyanın ve doğanın Van’dan aldıklarından sonra Van, en son elinde kalanı da veriyor. İnsanlık dersi için bir kere daha zil çaldı o gün! Çünkü başka zamanlarda ve başka yerlerde birbirlerinden tamamen başkalaşmış insanları bir araya getirmek mümkün değildir. Bir araya getirmek değil yüz yüze, klavye başında, ekranlar da bile bu insanlar birbirlerine tahammül edemiyorlar. Başkalaşmış insanlar işte. Fakat bu başkalaşmış insanların, bu başkalaşmanın farkına varmaları nasıl olur sizce?
     Mesela Halit ile gece nöbetçisi ismini hatırlamadığım kadın… Birbirlerinden uzak memleketlerde Kırşehir’de ve İstanbul’da başkalaşmaya devam etmekteydiler. Halit’in düşünceleri ve ideolojisi gece nöbetçisi ismini hatırlamadığım kadının düşünceleriyle tamamen zıttı. Büyük Birlik Partili Halit ve Türkiye Komünist Partili gece nöbetçisi ismini hatırlamadığım kadın dönüş için bizi bekleyen minibüse binmeden önce sarıldılar birbirlerine. Gece nöbetçisi ismini hatırlamadığım kadın tek tek özenle vedalaştı bizlerle. Halit’i öptü. Sonra sırayla hepimizi öptü. Eklemeden de yapamadı. Gidince anlatın dedi; Komünist dedikleri öcü değilmiş diye. Büyük Birlik Partili Halit, Türkiye Komünist Partili gece nöbetçisi ismini hatırlamadığım kadın, diğer Kürtler, diğer Türkler, diğer Lazlar diğerleri ve diğerleri… Onlar en azından bu başkalaşmanın farkında ve buna dur demek istiyorlar.
-&-
     Sorunun insanlar da değil de yöneticiler de olduğu bir kez daha burada karşımıza çıkıyor. Van Belediye Başkanı ve Van Valisi… Şehrin en önemli iki yöneticisi… Onlar hangi siyasi görüşü benimsemiş olurlarsa olsunlar, birisi halkın seçtiği Belediye Başkanı, diğeri o halkın devletinin atadığı Vali. (Bana kalırsa ben ikisinin de meşruiyetini tartışırım, o ayrı.) Sorum şu ki; Depremden önce de durumun farklı olduğunu düşünmüyorum ama depremden sonra bu ikiliyi yan yana göreniniz var mı? Hiç halkın karşısına beraber çıktılar mı? Hiç beraber bir basın açıklaması yaptılar mı? Hayır… İl kimden sorulur? Valisinden sorulur. Belediye başkanından sorulur. Peki, onlar ne yaptılar? Uzaklaştılar. Başkalaştılar. Başkalaştırdılar. İnsanlar ne yaptı? Panik… Kaos… Ya sonra? Şehirden kaçış!
     Gözlemlerime dayanarak söyleyebilirim ki tüm yaşananların sorumluları bölgede ki bütün yöneticilerdir! Doğal afeti bu kadar başarısız yürütenlerindir bu suç! Elindeki stokları herhangi bir doğal afeti göz önünde bulundurmadan sırf göz boyamak için yurtdışına gönderenlerindir suç! Deprem ülkesinde ve 2011 yılında gerekli planlamayı yapamamaktır suç! O çadırlarda ölen insanların sorumluları bu yöneticilerdir! Önce ayaklarımın üzerinde durabiliyorum, dış yardıma ihtiyacım yok diyerek artistlik yapan sonra da tıpış tıpış yardımları kabul eden yöneticilerindir suç! Efendim şu kadar çadır gönderdik şu kadar battaniye şu kadar ısıtıcı. Efendi neredeydi o çadırlar, battaniyeler peki! Madem gönderildi de kimlere dağıtıldı! O ısıtıcılar olmadığı için soğuktan hastalanmadı mı o çocuklar? Zatürreden ölen çocuklar yapılması gerekenler tamamen olması gerektiği gibi yapıldığı için mi öldüler?
                              
     İnsanlar çadırlarda yanarak ölürken neredeydi bas bas bağırdığınız Mevlana evleriniz? Bu insanlar neden öldü? Yoksa ihmalkârlıklardan mı? Peki, yine bu yöneticiler kalkıp demediler mi sıvası dökülmüş evlere oturabilirsiniz diye? Peki, ne oldu? Oturulabilir raporu verilen otele ne oldu efendiler? Nerede bunların sorumluları? Kanaatim odur ki bu ülkede yöneticilerin yoksun oldukları bir şey var; İnsanlık onuru ve vicdan! Eğer ki bu yöneticiler insanlık onurundan bir şey anlasalardı zatürreden, çadır yangınından 2011 yılında hiçbir insan ölmezdi. Bunlar olduğunda da vicdan sahibi olsalardı o koltuklarda hâlen oturmazlardı…
-&-
     Türkiye Komünist Partili gece nöbetçisi ismini hatırlayamadığım kadınla vedalaştıktan sonra minibüse binmeye başladık. Binmeden kapıda durup son bir kez baktım çadıra. Düşünmeye başladım o an. Hayatım boyunca hiç yaşamadığım anılarım olmuştu Van’da. Tüm anılarımı biriktirip tekrar tekrar çadıra dönüyordum her gece. Çantama atıyordum onları uykudan önce. İnsanların çıkarsızca gece yarısı o soğukta ateşin başında sabırlı bekleyişlerini, yemekhanelerde aynı kazandan aynı yemekleri yediklerindeki sukûtu, Kesk çadırında bir hemşerim olduğunu öğrendiğimde gidip onunla tanıştığımda çadırda dağıtılan çayın tadını… Bu düşüncelerden sonra tam minibüse binmek üzereyken tanımadığımız birisi yaklaştı.(Bir türlü binemedik minibüse) Gideceğimizi, çadırı boşaltmamızdan anlamış olacak ki gidiyor musunuz diye sordu. Minibüsle otobüsümüze gideceğimizi söyledik. O an tüm bu vicdansız yöneticilere, vicdansızların ideolojilerine karşı insanlık onurunun hala yaşadığını ve ölmediğini tanımadığım bir insan kanıtladı bize ve sıraladı arka arkaya; ‘Arkadaşlar yola çıkıyorsunuz. Bir ihtiyacınız, eksiğiniz var mı?’, ‘ Karnınız aç mı? Yemek yediniz mi?’, ‘ Arkadaşlar doğru söyleyin paranız var mı?’. Hayırlardan sonra teşekkürlerle gitti yanımızdan. Nedense tanımadığım bu insan orada tanıdığım ama aslında tanımadığım diğer insanlar gibi bu başkalaşmaya bir dur demek istiyorlardı. Ah şu yöneticiler kendi politik çıkarları için hareket etmeseler de sadece insanların çıkarları düşünseler ne güzel olurdu değil mi? Halklar kendileri anlaştıkları takdir de bütün bu duvarların yıkılacağına ve kardeşliklerin daha da pekişeceğine olan inancımı kat kat arttıran birbirinden farklı ama başkalaşmaya dur diyen insanların yüreklerinden öpüyorum. Selam olsun!
-&-
      Van’da tüm yaşananlar için, her olaydan sonra yaptığımız toplumsal yanlışımız ‘Unutkanlık’tan bu seferlik dahi olsa kurtulalım. Van için bir şeyler yapmaya devam edelim. Gelin, Van’ı unutmayalım. Farz edelim ki VAN’dayız!

Yorumlar (0)

Yorum Gönder

Uyarı: Yazacağınız mesaj konu ile alakalı değilse lütfen e-posta gönderiniz.Sitemizde yer alan okur yorumları, yorumları yazanların kendilerinin görüşleridir, okur yorumlarından www.ozgurklavye.com sorumlu tutulamaz.Blogda bulunan herhangi bir içerik, yorum ile alakalı şikayetiniz varsa, kaldırılmasını istediğiniz yorum veya yorumlar ya da herhangi bir başka içerik varsa lütfen bize e-posta aracılığı ile ulaşın.

Yorumlar incelenip onaylandıktan sonra sitede yayınlanır.
Eğer yorum yazmak için hesabınız yoksa Anonim veya Adı/URL seçeneklerini kullanın.