Dünya'nın Müziği

Dokuz eş yürekli kızdır bunlar,
Ezgiler söylemektir bütün işleri.
 Dokuz Tanrısal kızı Zeus'un
 Klio, Euterpe, Thalia, Melpomene,                                                                   Terpsikhore, Erato, Polhymnia, Urania
ve Hepsinin başı sayılan Kalliope.
 İşte budur Musa'ların insanlara verdiği
 Musa'lardan ve okçu Apollon'dan gelir
 Yeryüzündeki ozanlar ve çalgıcılar.
 Nasıl Zeus'tan gelirse krallar.
                                   (Homeros, Odysseus)


                           Tarih öncesinde doğan insan, sırasıyla, ihtiyaç hissettiği her konuda kendini geliştirdi. İnsanın ihtiyaç duymadığı hiçbir şey, geçen binlerce yıllık süreye rağmen, icat edilmedi. İlk ihtiyaçlara sorguladığımızda gördüğümüz, yeme-içme, barınma-sığınma ihtiyaçları, doğa tarafından karşılandı. Ateşin bulunması, yaşayacak daha fazla zaman, geceleri saldıran vahşi hayvanlara karşı alınan bir önlem ve pişmiş gıda demekti. İşlerin kolaylaştırılması için kullanılan yeni aletler, yontma taş devrinin habercisiydi. Sonunda, yeme ve barınma ihtiyacını karşılayan insan, yeni bir ihtiyacı olduğunu anladı. Kendini ifade etmek için, tanrı veya tanrılara olan şükranını belirtmek için, diğer insanlarla birlikte yaptığı işleri düzenlemek ve komutlar vermek için veya sadece eğlenmek ve ruhunu özgür bırakmak için, dil dışında yeni bir yol aradı.
                          Ateş etrafında toplanan insanların paylaştığı yeni dil, ritimdi. Ve zamanla ritmi geliştirerek müzik yapmaya başladılar. Binlerce yıllık süreçte gelişimini sürdüren müzik, doğduğu günden itibaren, haberleşme, iletişim, tanrı veya tanrılar için düzenlenen törenler, koordinasyon, eğlence ve rahatsız, hastalıklı kişilerin sağaltılması için kullanıldı.
                         Temel gereksinimlerden hemen sonra keşfedilen müzik, insanın kendisi ve çevresindeki diğer insanlar için, en önemli ihtiyaçlardan biriydi. Yeteri kadar parası olmadığı için evsiz kalmış birini düşünelim örneğin. Ona kalabileceği bir ev verdiğimizde, ilk düşüneceği şey, sahip olduğu evi kaybetmemek için bir şekilde para kazanmak olacaktır. Hayatı düzene girmeye başladığında, çalışması karşılığında bir telefona, bilgisayara, arabaya ihtiyaç duyacaktır. Barınma, yemek ve lüks ihtiyacından sonra kendi iç dünyasına yönelip, sorgulamaya başlayacak ve belki sanata, belki seyahate, belki de daha fazla mal varlığına ihtiyacı olduğunu düşünecektir.
                        Bugünün dünyasında kurulmuş olan yaşamsal piramide baktığımızda gördüğümüz lüks ihtiyacı, bugüne özgü bir gereksinimdir. Ve şema üzerinde incelediğimizde yeri aşağıdaki gibidir:
                              İlk insanların bizden farklı düşündüğü bir gerçek. Ancak yukarıdaki piramide baktığımızda, bugünün insanı Homo-Sapiens'in, alet yapan insan Homo-Faber'den bir eksiğini, önemli bir eksikliğini, kişinin kendi gerçekliğine ulaşmadan önce Lüks ihtiyacını ortaya çıkardığını görüyoruz. Evet, Homo-Faber bugünün insanı kadar zeki değildi ancak, önceliklerini sıralamak konusunda, daha başarılıydı.
                             Bu sebeptendir ki, günümüzde sanatçılar bir çok ülkede saygı görmektedirler. Ne de olsa bir çok sanatçı, “sanatçı” sıfatını kazanmadan önce, lüks ihtiyacını bir kenara bırakıp, kendisini tamamlamaya yönelir ve sanatının hakkını verdiğinde, diğer ihtiyaçları kendiliğinden, bir geri dönüşüm etkisiyle karşılanır.

                            Müzisyen, müzikle yalnız kendini değil, kendisini dinleyen ve eşlik edenleri de özgürleştirir. Özgürlüğe mahkum olduğunu bilerek yaşayan insan, Jean – Paul Sartre'ın da söylediği gibi, bütün evrenin yükünü omuzlarında taşır; o, evrenden ve kendinden sorumludur. Bu sorumluluğu kabul etmeyecek “sanatçı” yoktur.
                            Üzerine söylenen milyonlarca söz, müziği kusursuz olarak anlatamadı ancak, müzik, elle tutulamayacak olanı, hisleri somutlaştırmayı başardı. Birbirinin dilini anlamayan, farklı kültür, etnik sınıf ve geleneklerden gelen insanlığın konuştuğu ortak dil ve aynı zamanda yaşam biçimi oldu.
                           Milattan önce yaklaşık beşinci yüzyılda, Zenon tarafından dilin ses imlerinin maddesiz anlamlılığı (Lekton) teorisi ortaya atıldığında akla ilk gelen sentez yine müzikti.
                         “Aşk nedir?” sorusuna verilen en güzel cevabı, ölüm sonrasında hissedilebilecek en derin duyguları, kısacası; yaşama dair tüm zıtlık ve özdeşlikleri, farklılık ve benzerlikleri barındıran müzik, bu kadar önemli bir ihtiyaçken, gerekliliğini sorgulamakla fenomenolojik bir hataya düşmüş olmaz mıyız?
                          Fransız Edebiyatı'nın en seçkin yazarlarından biri olan Pascal Quignard'ın Butes adlı kitabında dediği gibi, “Düşüncenin korktuğu yerde, müzik düşünür.”

Yorumlar (0)

Yorum Gönder

Uyarı: Yazacağınız mesaj konu ile alakalı değilse lütfen e-posta gönderiniz.Sitemizde yer alan okur yorumları, yorumları yazanların kendilerinin görüşleridir, okur yorumlarından www.ozgurklavye.com sorumlu tutulamaz.Blogda bulunan herhangi bir içerik, yorum ile alakalı şikayetiniz varsa, kaldırılmasını istediğiniz yorum veya yorumlar ya da herhangi bir başka içerik varsa lütfen bize e-posta aracılığı ile ulaşın.

Yorumlar incelenip onaylandıktan sonra sitede yayınlanır.
Eğer yorum yazmak için hesabınız yoksa Anonim veya Adı/URL seçeneklerini kullanın.