Duygu ve Sanat

Çarşamba, Şubat 08, 2012 Fatih Buğra Akbaş 0 yorum
‘’Yaratıcı eylem, insanın ve doğanın karşılıklı etkileşiminin bir aşamasıdır. Bu, toplumsal bir karakter taşır. Sanat, yaşamı insanileştiren bir olgudur.’’ Bu ünlü betimleme ile sanatın tanımı yapılabilir.



Eğer sanat eylemi toplumsal bir karakter taşıyorsa, toplum da sanatsal bir eylem taşımaz mı?

Taşırsa, nasıl taşır?



Bunu tartışalım…



Devlet, yükümlü olduğu vatandaşının hayatını idame ettirmesine hizmet eder ve bu şekilde varlığını sürdürür. Böylelikle bireye barınma ve sağlık gibi temel hizmetler verir. Kısacası devlet; bayındırlık ve güvenlik gibi iki temel kolon üzerine yapılanmak zorundadır. Bu yapılanmalar bireyi yaşatır; fakat geliştirmez. Gelişme için, yaşamamıza hizmet eden sosyal örgütlenmenin ruhlarımızı da idare etmesi gerekir.



Güvenlik temeli ile asker, polis gücü oluşuyorsa, ruhlara hizmet eden bir temel ile de edebiyat, felsefe ve bilim alanında bir güç oluşur. Bu sebeptendir ki entelektüel anlamda aydınların ortaya çıktığı dönem, toplumun siyasal olarak en iyi olduğu dönemlerdedir. Atina’nın Persler’e karşı kazandığı savaştan sonra siyasal olarak doruğa ulaşması, Augustus’un barış döneminde Roma edebiyatının altın çağını yaşaması, İspanya egemenliğinden kurtulan Hollanda’nın ekonomik ve denizcilik açıcından gelişmesiyle, 17. yüzyılda büyük ses getirmesi herhalde şans değildir.



Buna, siyasal başarının kültürle etkileşimi de denilebilir; fakat siyasal başarının getirdiği ulusal duygunun kültürle olan bütünlüğü daha önemlidir.



Vatan sevgisinin, benzersiz eselerlerin ortaya çıkmasında sanatçıyı harekete geçirmesi, devletin, halkına verdiği hizmetin göstergesidir. Bu eserlerin meydana gelmesinde ise ulusal duygunun ateşleyici gücünü unutmamak gerekir. Bir aydına bu ulusal duygu yön verir. Bu ulusal duygusallığın verdiği hareketlendirmenin de şovenlikle uzaktan yakından alakası yoktur.



Bakalım Türkiye’ye…

Birbirini yok eden bir toplumda ne mamurluk olur ne de güvenlik…

Böyle bir toplumun da ulusal duygusu ancak; korku, öfke, suçluluk, hayal kırıklığı ve özgüvensizlik olabilir.



Peki çözüm?



Biz ulus bilincine sahip olamadığımıza göre;



ya ulusal duygularımızı özelleştirip kurtulacağız ya da dışarıdan bir ulusal duygu ithal edeceğiz.

Başka türlü olmaz…


Fatih Buğra Akbaş
fatihbugra26@gmail.com

Yorumlar (0)

Yorum Gönder

Uyarı: Yazacağınız mesaj konu ile alakalı değilse lütfen e-posta gönderiniz.Sitemizde yer alan okur yorumları, yorumları yazanların kendilerinin görüşleridir, okur yorumlarından www.ozgurklavye.com sorumlu tutulamaz.Blogda bulunan herhangi bir içerik, yorum ile alakalı şikayetiniz varsa, kaldırılmasını istediğiniz yorum veya yorumlar ya da herhangi bir başka içerik varsa lütfen bize e-posta aracılığı ile ulaşın.

Yorumlar incelenip onaylandıktan sonra sitede yayınlanır.
Eğer yorum yazmak için hesabınız yoksa Anonim veya Adı/URL seçeneklerini kullanın.