Hangimiz ?...




Hangimiz serseri mayınlar gibi dolaşıp, bir erkek bize çarpsın diye sürtmedik sokaklarda henüz ergen olduğumuz günlerde ?…Üstelik de Nuri Alço denemeden çok önce, ilaç atılan gazozlu, kolalı ve  elma şekerli, pastalı, dondurmalı tuzaklara düşmeyelim diye edilen tembihler, verilen öğütler kulaklarımızda çınlarken…
Hangimiz lise yıllarımızda, okulun kurallarına aykırı; ya beldeki kayışla, ya da eteğin belini birkaç kat katlaya, katlaya  sergilediğimiz bacaklarımızla  okul arkadaşlarımızın düşlerine girmedik?...
Hangimiz “bey beyliğini vermiş, kız kızlığını vermemiş” deyişiyle beynimizi yıkamaya çalışan annelerimize inat; gönlümüze düşen ilk erkekle  henüz okul yıllarımızdayken yatağa girmedik ?...
Hangimiz henüz kahve pişirmesini bile öğrenmeden, mercimeği fırına vermesini çok çabuk öğrenmedik ?...
Hangimiz “halı şöyle yıkanır, cam böyle silinir” dersleri veren çok bilmiş annemize, biraz da cinsellik bilgisi versene diye içten, içe öfkelenmedik ?...
Hangimiz henüz tomurcuklaşırken bedenimizde bir çift meme; annemizin südyenlerini takıp, içine de biraz pamuk tıkıştırıp genç kadın edalarına bürünmedik ?...
Hangimiz nereden çıktığımızı tam olarak bilemesek de, nereye, neyin gireceğini tezden öğrenmedik ?...
Hangimiz adamın iki çanağı varsa, birini kırmamız gerektiğini söyleyen annemiz için; bu kadın neler saçmalıyor diye düşünmedik ?...
Hangimiz parayı bulan erkek ya arabasını değiştirir ya da karısını sözlerine  “o baş döndürücü güzelliğimize güvenip” gülüp geçmedik ?...
Hangimiz sevgilimizle birbirimize yazdığımız aşk mektuplarına yazdığımız şehvetli sözleri yeniden, yeniden  okudukça ihtirasla kendimizden geçmedik ?...
Hangimiz aynanın karşısında çıplak bedenimizi izleyip hazla sevgilimizi düşünmedik?...
Hangimiz sevgilimiz olsa da daha çok sayıda erkeği istemedik ?...
Hangimiz yemediğimiz halt kalmamışken el değmemiş bakire edalarında salınıp gezmedik ?...
Hangimiz nişanlıyken hamile kalıp, yıldırım nikahla evlenip, beyaz gelinlikler içinde düğünümüzde dans etmedik ?...
Hangimiz ?...Hangimiz?...Hangimiz ?...
Bitmez sordukça sorular; uzadıkça uzar gider yaşadıklarımız… Yine de bütün bunları unutup, onlara  kan kusturup, namus kumkuması kesilip; kızlarımızın yaşamlarını karartmak niye ?...
 Niye onların gençliklerini kıskanıp, duygularına, tensel ve tinsel isteklerine gem vurmak ?...
Niye yaşam keyiflerine çomak sokmak ?...
Niye “ben senin yaşındayken” yalanlarıyla söze başlayıp, onların davranışlarına  namus göndermeli ambargolar koymak için ahkam kesmek ?...
Niye bacaklarınız tombullaştı, ağır kalçalarınızdan dolayı ayaklarınız yayıldı dolayısıyla ada vapuru gibi iki yana yalpalaya, yalpaya yürümeye başladınız diye; onların ince topuklular üzerinde keklik gibi sekişlerini kıskanmak ?... Ve niye rüzgarda savrulan kısa etekleriyle açılan düzgün bacaklarını sergileyişlerine  “günah” masalları anlatmak ?...
Niye “titizlik” sayrılığına yakalanmadılar diye onları pasaklılıkla suçlamak ?...
Niye doğanın yasaları gereği erkekle yalnızca sevişmeyi ama evlenmek istemediklerini söylediklerinde; onlara evlenmeleri gerektiğini dayatmak ?...
Niye evlenmiş olsalar da boşanmayı düşündüklerinde “horoz kadar gölgesi olsun; başında kocan olsun” aptallık nakaratıyla önlerine toplumsal engeller koymak ?...
Niye Tanrısal/Doğal nedenlerle erkeğini Ölüm Meleği’ne kaptırmış kadına “ki kendi kızı olsa bile”  erkeklerin değer yargılarıyla “eksik etek” yaftası yapıştırmak ?...
Niye “nikahta keramet falan yok; ben denedim,adam sekste benim için yetersiz işte…kesinlikle evlenmem onunla” diyen kızları, aşifte diye damgalamak ?...
Niye ?...Niye ?... Niye ?... Böylesine kadın, kadına düşmanlık niye ?... Toplumsal yaşamın dayatmalarına başkaldıran kızlara, kadınlara niye bu düşmanlık niye ?...Siz hiç erkekleri ayırıyor musunuz ikiye; düşman olsunlar birbirlerine diye ?... Öyleyse niye fırsat veriyorsunuz onların sizleri ayrıştırmalarına; ellerinde oyuncak yapmalarına ?...
Ki o erkeklerin  tek derdi, düşüncesi; cinsel nesne olarak yaratıldığına  inandıkları  kadınlardan  yalnızca ve yalnızca haz almak; yatakta da, mutfakta da, sokakta da… Onların bir tek amacı var; kadınları kendi bencillikleri doğrultusunda kullanmak…Bundandır ki erkekler isterler;  kadınlar olsun birbirinin kurdu…Kıskansınlar,çekişsinler, çelişsinler ama bir araya gelmesinler; güçlenmesinler…Dünyayı erkeklerle bölüşmesinler…
Hey kadınlar;bırakın birbirinizle didişmeyi, erkeğin ekmeğine bal kaymak sürmeyi… Dalmayın öbür dünya düşlerine, kanmayın artık cennetin anaların ayaklarının altında olduğuna ilişkin mitlere; bundan böyle başlayın cenneti bu dünyada yaşamak için savaşa… Unutmayınız ki “anaerki” ile kuruldu yaşadığımız dünya; Doğa bile doğurgan bizler gibi… Erkek dediğin ne ki ?...  Ola ki kadın karşıtıysa; yalnızca ve yalnızca yaşamın kiri…
Selma ERDAL






Yorumlar (0)

Yorum Gönder

Uyarı: Yazacağınız mesaj konu ile alakalı değilse lütfen e-posta gönderiniz.Sitemizde yer alan okur yorumları, yorumları yazanların kendilerinin görüşleridir, okur yorumlarından www.ozgurklavye.com sorumlu tutulamaz.Blogda bulunan herhangi bir içerik, yorum ile alakalı şikayetiniz varsa, kaldırılmasını istediğiniz yorum veya yorumlar ya da herhangi bir başka içerik varsa lütfen bize e-posta aracılığı ile ulaşın.

Yorumlar incelenip onaylandıktan sonra sitede yayınlanır.
Eğer yorum yazmak için hesabınız yoksa Anonim veya Adı/URL seçeneklerini kullanın.