Killing us softly


Yer yer şiddetli, temelinden atarlı bi yazı olcak bu, bu konuda konuşmak istediğimde her olduğu gibi. Bana erkeklerin küçümseyerek sorduğu bir soru var:

-Sen feminist misin?

Hastalıklar tanımlanırken "halk arasında" diye bir tabir kullanılır, Latince terimleri tıp eğitimi almayan birinin anlaması pek mümkün olmadığından hastalıklara daha anlaşılır isimler verilmiştir.

Feminizm de öyle bir şey. Bi bakıma toplum tarafından "hastalıklı bir düşünce" olarak görüldüğü de bir gerçek. Sanki kadınların, hakkı olmayan bir şeye göz dikip, toplum huzurunu bozma girişimi gibi algılanıyor, algılatılıyor ısrarla.


Sevgili kardeşim, feminizm sana dayatılan bu hınçlı sözlerdeki gibi, "kadınların dünya üstünlüğünü ele geçirme emeli" veya "hadi erkekleri aşağılayalım, kendimizi yüceltelim" hırsı değildir. Feminizm, eşitliği savunur, ha kadınların eşitlik isteğiyse bu ataerkil dünyada bi haksızlık, bi baş kaldırma olarak görülüyor ki baş kaldırma konusunda haksız sayılmazlar.

Feminizm, eşitliği savunan, herkesin cinsiyet ayrımı olmaksızın eşit haklara sahip olmasını isteyen her insanın savunması gereken bir şeydir. Konuma feminizmle girmemin sebebiyse çok ayrı.


Her gün karşılaştığın reklam panolarını düşün. Televizyon reklamlarını. Davetkar bakışları, parlatıcılı dudakları, silikonlu göğüsler ve şişirilmiş popolarla seni sürekli bir şeyler almaya, seni bir şeylere ikna etmeye, eğer bir kadınsan, seni "kendilerine benzemeye" davet eden, bir süre sonra bu daveti "beğenilmek istiyorsan.." koşullarına bağlayan yüzler.

Sürekli olarak beğenilmenin, dikkat çekmenin, kendini kabul ettirmenin güzel olmaya bağlandığı bir ortam düşün. Güzel olmak istiyorsan kozmetik dükkanlarının müdavimi olacaksın, fitness salonlarında terleyeceksin, kuaförlere yüzlerce lira harcayacaksın, şık giyinecek, modayı takip edecek, sürüden olacaksın. Şehrazat küpesi, Hürrem yüzüğü, Sıla tacı takacaksın, yaşın deneyimin kendi kendine karar vermene yetecek kadar ilerlemiş olsa bile sürüden çıkmayacaksın, kırmızı ruj "trend"se onu süreceksin o kadar!


İşin kötüsü, bu kalıplaştırılma, bir yerden sonra kadını kadına kırdıran bir mücadeleye dönüyor. Favori olanı başarıyla uygulayıp kendine oturtabilen hatun, herkesin hedef tahtası oluyor, çünkü beğeniliyor, arzu ediliyor. Öteki kadınsa tüm hıncını, nefretini ona yansıtıyor, favori olana. Sanki kendi ezilmişliğinin, beğenilmemesinin tek sebebi favori kadınmış gibi. Kimse de demiyor ki, kızım seni beğenmeyenler erkek milleti, o kadın napsın? Aldatılmış kadın psikolojisi, partnerine değil, diğer kadına kızar, tüm suçu ona yükler.

Nedense erkek hep tarafsızdır, hep yargıçtır, hep karar kurumudur, hep suçsuzdur.


Şimdilik bu kadar yazmayı yeterli görüyorum, nitekim devam da edeceğim. Konuyla ilgili olumlu olumsuz yorumlarınızı belirtmekten çekinmeyin. Kadın, erkek fark etmez, "Killing us Softly" serisini de bulup izlemenizi ısrarla tavsiye ediyorum, bir şey kaybetmezsiniz.

                                                                                                                    Portobello Cadısı


Yorumlar (3)

Atakan Kandemir

23 Aralık 2012 00:39

Bence kadınların reklamlara bu kadar kapılmalarına hiç gerek yok. Misal ben rujsuz, makyajsız, ortalama bir ayakkabıyla normal yürüyebilen, saçları düzgün (ya da usulüne uygun şekilde başörtüsü bağlamış da olabilir) şekilde bir kadını doğal olmayan bir ruj sürmüş, levent kırca makyajı gibi makyaj yapmış, ayağındaki topuklu ayakkabıdan çektiği sıkıntıyla zor durumda acınacak halde yürüyen kadından daha üstün görürüm. Ne gerek var bu kadar hırpalanmaya. En basitinden bir kremin içine neler konduğu, işe yarayıp yaramadıkları konusunda bir ton ciddi haber ve iddialar var etrafta, değmez... Doğal seviyoruz biz :)


Eşitlik konusunu da kadınlar abartmamalı bence. Erkekler sizi sevdiğinden, kıskandığından ya da sırf rahat ettirmek için şu bu işte çalışmamanızı, şunu yap bunu yapma, şunu giy şunu giyme demesi eşitliği bozarken kadınların askere çağrılmaması nedense eşitlik konuşulurken hiç gündeme gelmiyor.


Kadınlar bazı konularda üstün bazı konularda zayıftır. Erkekler de aynı şekilde. Önemli olan birbirini tamamlayabilmek, bazı şeyleri de söylemeden yapabilmek, olabilmek...

portobello cadısı

23 Aralık 2012 12:49

fiziksel şeylere değinmiyorum bunlar doğa yasaları (: ama kabul edersin ki otomobil galerisinde arabaların yanında sunulan çırpı bacaklı kızlarımızdan magnum reklamlarına kadar her şey seksepalite kokan, sadece erkeklere hitap eden görsellerden oluşuyor. buna siz de karşı çıkmalısınız bence.

Atakan Kandemir

23 Aralık 2012 13:28

İş biraz kapitalizme de giriyor. Bu da değil biz çoğu zaman devlet adamlarının da üstünde bir olay. Sermaye sahibi böyle reklam istemiş olmuş..

Düzen de tuzaklar tıkır tıkır, eğer otoshowda mini etekli kız, muhteşem yüzyılda dekolte gezen hürrem, magnum reklamında seksapalite kokan hareketler isteniyoruz diye baş kaldırırsan, ya gerici olursun, ya yobaz, ya hasta kafalı, ya da şeriat mı geliyor derler.

Düzen demir dikenlerini çekmiş. Bize düşen bireysel bazda alet olmamak. Gerisi kendiliğinde gelir ya da gelmez. Biz bireysel vazifemizi yerine getirdikten sonra sonuç alsak da almasak da çokta bizi bağlamaz. Herkesin irade özgürlüğü var sonuçta.

Sonuç cümlemi Yalın şarkı yapmış, kasmadan da olur işte, kapitalist düzenin tüm kadınlarına gelsin :) http://www.youtube.com/watch?v=H_xVNArIfIE

Yorum Gönder

Uyarı: Yazacağınız mesaj konu ile alakalı değilse lütfen e-posta gönderiniz.Sitemizde yer alan okur yorumları, yorumları yazanların kendilerinin görüşleridir, okur yorumlarından www.ozgurklavye.com sorumlu tutulamaz.Blogda bulunan herhangi bir içerik, yorum ile alakalı şikayetiniz varsa, kaldırılmasını istediğiniz yorum veya yorumlar ya da herhangi bir başka içerik varsa lütfen bize e-posta aracılığı ile ulaşın.

Yorumlar incelenip onaylandıktan sonra sitede yayınlanır.
Eğer yorum yazmak için hesabınız yoksa Anonim veya Adı/URL seçeneklerini kullanın.