Hayalimin gerçeğindeki senin hayali misin?


  Ben yazarım! Neden yazarım ne zaman yazarım bazen okumadığın halde neden sana yazarım? Neden hiç düşünmem nasıl gideceğini ve başlarım. Ben hep seni yazdım, sana yazdım ve sana geldim yazılarımda. Bazen aşkımı haykırdım yazımda, bazen sustum satır aralarında sessizliği yazdım, acıyı kustum, işte ben buydum; bu konuda kusursuzdum. Çünkü her şey dile geldi ben susup yazarken kalemim ağladı, kağıdım boyandı, bense sadece yazdım.
  Bu sabah İstanbul’la buluşmaya gittim dertleştik biraz. Ben anlattım o dinledi ben sustum o ağladı. Seni anlattım ona yine, kara delik gibi içinde kaybolduğun yokluğundan, gidişinden, bitişimden bahsettim. O bitiş ki ardından milyonlarca gece geçti, nedendir güneşi görmedim hiç, doğmadı bana o da gitti… Şimdi önümde kaç gece daha var bilmiyorum; sordum İstanbul’a, sustu…
  Eve döndüğümde uğradığını söyledi. Evde beni göremeyince merak etmişsin. Hemen ilaçlarıma bakmışsın içmiş miyim diyeEvi toplamışsın, kahvaltı hazırlayıp gitmişsin… Duvarlar anlattı, baktım gözleri dolmuştu. Keşke görebilseydim seni, anlatabilseydim geçen milyonlarca gecede senle konuştuklarımızı, bana nasıl baktığını, sarıldığını, bana ne sözler verdiğini. Birlikte yazdığımız şiiri okuyabilseydim sana tekrar tekrar… Evet o sendin. Buna inandırabilseydim seni. Zaten gitmezdin o zaman, bunu da odaya sinmiş kokun söyledi.
Görmüyor musun bu ev senle dolu? Görmüyor musun ben senle doluyum? Senin içtiğin kadehten yudumluyorum içkimi, her yudumda seni öpüyorum, her yudumda seni içiyorum.
 ‘’beynimin içindeki hayallerle gerçeklerin dans ettiği pistte,
Hiçbir gerçeğin aslında var olmama ihtimali,
Hiçbir hayalin gerçekliğine olan inancım ya da umutsuzluğum,
Değil beni yoran, çileden çıkaran…
Benim, senin şizofreni  kadar gerçek olduğuna emin olduğum,
Her gece beni öldürmeye gelen kiralık katil uykusuzluğun,
Getirdiği silahın bir başkası değil sen olduğuna,
Yorulduğuma,
İnanmaman;
Bana asıl intihar mektubumu yazdıran…’’
 Şimdi yine gidiyorum İstanbul’a ve soracağım ona ‘’ gelecek mi?’’,‘’ bilecek mi? ‘’, ‘’anlayabilecek mi?’’ diye…
 Şizofreni artık sadece bana değil sana da oyunlar oynuyor sevgilim. Benim üzerimden sana oyunlar oynuyor, en adi oyunların senaryosunu yazıyor hiç acımadan bize. Bunu anlaman tek savaşım kırman onun kalemini sensiz geçen o milyonlarca geceye inat…
 ‘’ söyle bana gelecek mi, bilecek mi, anlayabilecek mi? Yoksa gelecek mi yine milyonlarca geceler bana , güneşin hiç doğmadığı, sana edilen küfürlerden daha fena? Söyle İstanbul…’’

Yorumlar (0)

Yorum Gönder

Uyarı: Yazacağınız mesaj konu ile alakalı değilse lütfen e-posta gönderiniz.Sitemizde yer alan okur yorumları, yorumları yazanların kendilerinin görüşleridir, okur yorumlarından www.ozgurklavye.com sorumlu tutulamaz.Blogda bulunan herhangi bir içerik, yorum ile alakalı şikayetiniz varsa, kaldırılmasını istediğiniz yorum veya yorumlar ya da herhangi bir başka içerik varsa lütfen bize e-posta aracılığı ile ulaşın.

Yorumlar incelenip onaylandıktan sonra sitede yayınlanır.
Eğer yorum yazmak için hesabınız yoksa Anonim veya Adı/URL seçeneklerini kullanın.