Yine bir salı günüydü

Aranıza daha yeni katıldım. Ve ilk yazımla hepinize merhaba diyorum.

Yine bir Salı günüydü. Zorla yataktan kalkarak istemsizce başlamıştı o güne; aynı diğer günlerde de olduğu gibi. Hafif rüzgar vardı, sokakta herkes mutlu sanki bir tek o mutsuzdu. Rüzgarın az olması bile onun moralini bozmak için yeterliydi. Saçını savuran rüzgarla yürürken sokakta , daha da hissediyordu sonbaharı içinde. İliklerine işliyordu o yaprak dökümü , kuru ayaz ve kışa hazırlanan bir yığın insan. Herkesin bir işi , bir beklentisi vardı yeni mevsimden. Ama o yine anlamsızca karşılayacaktı doğanın değişimini . Çünkü onu ne kartopu oynayan o çocuklar mutlu edecek ne de soğuktan üşüyen evsizler mutsuz. Onu kendi istemedikçe hiç kimse ne mutlu edebilirdi ne mutsuz. Duvarlarını her yere örmüştü ne ondan içeri geçiş vardı ne çıkış. Ne onun ne his ettiğini anlayabilirdiniz ne de ne düşündüğünü. Onun kendi dünyası vardı asla ama asla bizi içine almazdı. O mutsuz bir mutluydu ,kışın içinde ki yaz ; doğumun içinde ki ölüm gibi.
Sevmezdi öyle şahşahalı sözleri, mübalağaları. Onunla cidden konuşabilmek istiyorsan eğer sen de sade olacaksın, sözlerinde. Gelmeyeceksin asla onun karşısına önceden kullanılmış abartı, yalan sözlerinle. Unutma o herkes gibi biri değil eğer öyle olsaydı zaten ne sen onu anlamak için bu kadar dize okurdun ne ben anlatabilmek için bu kadar çaba sarf ederdim. Şuan görüyorum onu, ben bunları anlatırken o hala yürüyor sokakta. Sanki arkasından biri onu takip ediyor du ve  o da inatla yönünü belli etmiyorcasına yürüyordu. O kadar çok tanımak istiyordum ki onu,  ama ne zaman yaklaşmaya çalışsam ona; kendimdeki abartı yönleri görüyordum. Beyaz yalan diye kendimi avuttuğum, iyi yönlerimi abartarak insanların gözüne soktuğum zamanları… Sanki o benim kendi benliğimi gördüğüm bir aynaydı ve  o yüzden tüm gerçekleri görmeye cesaret edemediğimden daha da yaklaşamıyordum ona. İnanamıyorum şuan o beni gördü sanki ve anladı ondan bahsettiğimi buraya doğru geliyor. O bana geldikçe , ben hatırlıyorum kendime dair kötü her şeyi…. Geliyor ve o geldikçe kaçamıyorum ama kaçmak istiyorum. Allah’ım ne yapacağım ben şimdi? Söylesenize hazır değilim ben , söylesenize… Geldi, bana baktı ve tam yanında durduğum markete girdi. Oh be bana gelmiyormuş işte ! Kalbimin hiç bu kadar hızlı attığını hissetmemiştim. O kimdi? Sadece benim dışarıdan esrarengiz biri olarak nitelendirdiğim. Peki o beni nasıl bu kadar etkiledi? Belki de… Hayır gidiyorum şimdi, bu kadarı fazla düşünmem gerekli. O hep yalnız kalmak istediğinde sahile giderdi ben de öyle yapıyorum, zaten herkeste öyle yapmaz mıydı ki? İşte buldum , onunda diğer insanlar gibi davrandığının bir kanıtını buldum.Neden mi bu kadar mutlu oluyorum? Neden mi bu kadar kafaya takıyorum onun yaptıklarını. Aslında bunlar hep onun gibi olmak istediğimden , evet ilk defa söylüyorum bunu kıskanıyorum onu. Onun etrafa aldırmayacasına yaşamasını ve sadece kendi isteyince mutlu olup kendi isteyince mutsuz olmasına katlanamıyorum. Ben de istiyorum  etraftan bağımsızca yaşamayı , ben de istiyorum duygularımın kontrolünün iki elimin arasında olmasını. Sonbaharda aynı yazmış gibi deli gibi mutlu olmak ilkbaharda sanki yapraklar dökülüyormuşçasına hüzünlenmek istiyorum. Söylesenize ben çok mu şey istiyorum?

Yorumlar (0)

Yorum Gönder

Uyarı: Yazacağınız mesaj konu ile alakalı değilse lütfen e-posta gönderiniz.Sitemizde yer alan okur yorumları, yorumları yazanların kendilerinin görüşleridir, okur yorumlarından www.ozgurklavye.com sorumlu tutulamaz.Blogda bulunan herhangi bir içerik, yorum ile alakalı şikayetiniz varsa, kaldırılmasını istediğiniz yorum veya yorumlar ya da herhangi bir başka içerik varsa lütfen bize e-posta aracılığı ile ulaşın.

Yorumlar incelenip onaylandıktan sonra sitede yayınlanır.
Eğer yorum yazmak için hesabınız yoksa Anonim veya Adı/URL seçeneklerini kullanın.