Eller...



   Değer algısı çok karmaşık. Bunu insan sadece sahip olduklarını kaybettiğinde değil, bazen de kaybettiklerinin değerini gerçekten kazandığında anlıyor. Küçük şeylerden mutlu olmayı öğretiyorlar ya insanlara hani, daraltıp, küçücük bir kutuya sıkıştırıveriyorlar ya insanın hayal dünyasını. Orada bitiveriyor işte herşey esasında. En başından, daha başlamadan...

   Önce bir eli tutmayı, sonra tuttuğun ele sarılmayı, sonra da o eli sevmeyi öğreniyorsun. Bu kadar sanıyorsun olabiliri. Ötesinin mümkünatı yok! Elinde, avucunda ne varsa o minicik elleri doldurabilmek için harcayıp duruyorsun kalbinin kasasından. Bir bakmışsın ki, o küçücük el kocaman bir canavara dönüşmüş; artık ruhundan da, hayatından da çalar hale gelmiş ve senin gönül kasanda beş kuruşun bile kalmamış! "Git" diyorsun, uzaklaşıyorsun öylece.

   Zaman geçiyor. Sen kasanı yeniden birikimlerinle doldurdukça masumane başka eller çıkıveriyor karşına. Her seferinde o ellerin minikliğine aldanıp aynı hatayı yapmaktan çekinmiyorsun. Harcayasın var çünkü, açsın, ölesiye sevip, sarılmak istiyorsun o bir çift ele. Değer mi, değmez mi? Yeter mi, yetmez mi? diye düşünmüyorsun. "Hayat bu!" mazeretine sığınıp, ömürlük aşk yalanından sıyrılıp günlük sevdalara kaptırıveriyorsun kendini. Bir yerden sonra yaş da ilerledikçe ne ümidin kalıyor, ne inancın, ne de azmin. Eminsin çünkü artık; "Ötesinin mümkünatı yok!"  Sevgi ve sadakati biriktirmek de eskisinden çok daha uzun sürmeye başlıyor artık. Duruyorsun, demleniyorsun, dinleniyorsun. Asırlar geçmiş gibi geliyor aradan. Gönül tellerin paslanmış, ruhun aramaktan yorulmuş. Bırakıveriyorsun. İşte tam da öyle bir anda kapını çalıveriyor aşk.

   Senelerce sadece bir çift el uğruna harcadıklarını düşünmeden edemiyor o vakit insan. Hiçbir özelliği olmayan bir kaç çift el... Yalnızlığını gideren, kötü gününde yanında olan, ruh haline göre şekillenmene yardımcı olan bir kaç mekanik gönül bağı. Sonuç? Robotlaşmış bir zihniyet ve bomboş bir kalp kasası. Biriktirmenin kıymetini işte aynen böyle öğreniyorsun. Birleşmek uğruna yabancılaştığın ellere sunduğun ve artık sende esareti kalmamış olan benliğinle. Hiçlikle...

   Oysa bu seferki eller sadece soğuk gecelerinde yatağını, kötü gününde içini ısıtmakla kalmamıştı, yüreğine dokunmuştu. O senin bile bilmediğin bilinç altında saklı tüm noktalarını açığa çıkarmış, seni senden korkmaya ikna edebilecek kadar cesaretle doldurmuştu kalbini. Küçük şeylerle mutlu olmaya çalışan sana, kocaman, yepyeni, sınırsız bir evren vadetmişti. "Bu denli sevebilir mi insan?" sorusunun cevabıydı o eller. "Ya hayalse?" korkusuyla, bir rüya olduğunu zannettiğin gerçekliğe uyanışındı. Ama iflasın eşiğindeydi kalbin. Yoksulları doyururken harcadığın başı boş sevdalarından, ve o yalancı sevdalarla boğuşurken kaybettiğin masumiyetinden ötürü o koca yüreği doldurabilecek meteliğin kalmamıştı. O güne kadar gözünde büyüttüğün senin, şu koca dünyada ne denli küçük bir varlık olduğunu da anlamıştın işte böylece. Yetemiyordun, yettiremiyordun. Oysa elinde avucunda ne varsa satıp ona bağışlamak, mümkün olsa dünyayı yuvasından çıkartıp avuçlarının arasına sıkıştırmak istiyordun.

   Elde avuçta kalmayınca kendinden vermeye başlıyormuş insan. Ne kadar saçma senaryo varsa hepsini baştan yazıp, bir bir oynuyormuş. Veremediği yerde, herşeyi ayakları altına sermek istediği kişiden bile çalmaya başlayabiliyormuş. İnsanoğlunun nankörlüğünü de işte böyle öğreniyorsun.

   Kaybederken farkına varmadığın değerlerin, birgün varlığına imkan bile vermediğin harikulade bir yaratık tarafından avuçlarına sıkıştırılırsa, bu söylediklerimi hatırlarsın; gönül bağlarının ucunun sonsuza uzandığını farkettiğinde o kaybettiğin çocukluğunu, masumiyetini yakalarsın belki. Umarım yakalarsın. Yoksa birkaç çift
soğuk el uğruna, sana yeniden yaşamayı bahşeden o şifalı elleri kaybetmenin üstesinden gelmek zor. Sev kardeşim. Ama diyeceğim odur ki, ellerini öyle herkese verme!

Yorumlar (0)

Yorum Gönder

Uyarı: Yazacağınız mesaj konu ile alakalı değilse lütfen e-posta gönderiniz.Sitemizde yer alan okur yorumları, yorumları yazanların kendilerinin görüşleridir, okur yorumlarından www.ozgurklavye.com sorumlu tutulamaz.Blogda bulunan herhangi bir içerik, yorum ile alakalı şikayetiniz varsa, kaldırılmasını istediğiniz yorum veya yorumlar ya da herhangi bir başka içerik varsa lütfen bize e-posta aracılığı ile ulaşın.

Yorumlar incelenip onaylandıktan sonra sitede yayınlanır.
Eğer yorum yazmak için hesabınız yoksa Anonim veya Adı/URL seçeneklerini kullanın.